Written by

by Yusuf Atılgan, 1959,

kitap kapakı, kitap kapakı

Korkuluksuz sallantılı bir köprüde aradığımız tutamaklar. Hayatımız bundan ibaret. Kimileri paraya kimileri gurura tutunur. Ama o bilir ki tek gerçek tutamak, tek gerçek sevgidir.

Benim bu kitapla çok farklı bir ilişkim var. Hayatımın hep değişik dönemlerinde okudum Aylak Adam’ı ve okuduğum dönemlerin hepsinde ben de bir farklı aylaktım. Şuanda da öyleyim. Farklı şeyler deneyen aynı aylak. Çünkü temelde aynıyız. İkimizin de babası var bir türlü silemediği. İkimizde doymuşuz ama ikimizde açız.

Yanından geçen kıvırcık saçlı kızla. Sırada yanında oturan kızla. Evine giderken gördüğü kızla hayaller kuran delileriz biz. Hayallerimiz masum. Belki biraz alaycıdır. Biz bir tutamak arıyoruz sadece. Anlık değil. Süresiz  bir açlık istiyoruz. İnsanları anlamamak istemiyoruz ama onu bulmak için de insanları anlamak zorundayız. Biz sadece bir tutamak arıyoruz.

Ama aslında biz sadece aramak için buradayız. Eğer bulursak artık aramayız. Belki kaç defa bulup aramaya devam ettik. Bizim olayımız aramak. Aylaklar sadece ararlar. Ne olduğunun bir önemi yok. Tutamakların hiç birinin diğerinden bir farkı yok. Orada olsalar bile bizim için bir anlamı yok. İster adımız C. olsun ister adları Güler, Ayşe ya da B. olsun. Biz aramaya aşığız.

Hepimiz en bulamayacağımız şeyi ararız. Bir anahtarı aramak gibi değil. Olmayan bir şeyi aramak gibi daha çok. Ama tam öyle de değil. Çünkü olmadığını bildiğimiz bir şeyi aramayız. Gerçek bir amaç lazım bizlere. Gerçek aşk genelde ilk tercihimizdir. Bulunması en zor şeylerdendir. Kimilerine göre zaten yoktur öyle bir şey. Ama ararız. C. gerçek aşkını kaç kere kaçırdı der Yusuf Atılgan bize ama o gün merdivenlerden tarafa gitse onun peşine düşse gene bırakmayacak mıydı. Başka bir aşkın izini aramayacak mıydı.

Bizler hayatın otobüs kaçıranlarıyız. Bizlerin aitlik namına bir bilgisi yoktur. Kendimizi bir türlü ait hissetmeyiz. Hissedemeyiz. Çünkü ait olmak aynı zamanda ayrılmak demektir. Çekeceğini bildiğin bir acıya diklemesine girmek, korkuluksuz köprüde tutamaklara tutunmaktır. Ama biz ararız. Aramayı sevdiğimizi bilmeden ararız.

Bu yukarıda kekelemeyi bir kenara bırakırsak Ben severim bu kitabı. C. bana çok uzak da olsa benden çok iz taşır. Ben gibidir. Anıları vardır. Acıları vardır. İnsandır en nihayetinde. Ama asıl farklı olan C. değildir. Kitap boyunca kimse C. ne yapacak diye beklemez. Yusuf Abi ne yazacak diye beklenir. Kitabı okuyanların büyük çoğunluğu için tahminim o Yusuf Abi’dir. O kitabın mutlak hakimidir. Sağa değil, sola saptıran. Onu değil, bunu sevdiren.

Ama en garibi yalnızlığıdır. Bu kitabı yazmak için çok yalnız olmak gerekir bence. İnsan kendi benliğini görmeden böyle bir kitap yazamaz ve insan kendini en yalnız anında tanır. Yusuf Abi’yi gerçekten merak ederim. Acaba ne kadar yalnız kaldı diye. Acaba bir gram olsun yalnız olmadığımız bir an bulabildi mi diye. Gerçekten var mıdır öyle bir an? C. B. ile birleşse bir daha hiç yalnızlığı tatmayacaklar mıydı?

Yalnız olmamayı bulanlar yalnızlarla ilgilenmez herhalde çünkü hiçbir yalnıza bu kuyudan nasıl çıkılacağına dair bir kılavuz verilmemiştir. Ama eğer biri anlatsaydı nasıl çıkılacağını, dünyadaki tüm C.ler B.ler A.lar D.ler Z.ler hep yan yana olurdu. Yalnızlığı kıskandırırcasına.

6 Çizili

Babasına benzemekten korkuyordu. 12.sf

Ne dersin, sonunda en olmayacak ihtimal üstünde anlaştık. Tutmuş bir işe girmiştir, dedik.
-Tamam. Bu gerçeğe dayanarak bir genellemeye gidebiliriz: ‘Sanatçının sezgisi yanılmaz.’
Gülerek hep birden konuştular:
-Yalan.
-Yok canım, olmaz bu.
-Fırçalarımın üstüne bahse girerim…
-Alay ediyor. 13.sf

Birden içini bir yere, bir şeye geç kaldığı duygusu kapladı. Yirmi sekiz yaşındaydı, tedirgindi. 16.sf

“Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemalardan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.” 18.sf

‘İş avutur’ derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. 41.sf

Yanılıyorsun. “Siz” anlanamaz, “sen” anlanır. Bazı kitaplarda “sizi seviyorum”u okuyunca gülerim. Sanki “siz” sevilirmiş! “Sen” sevilir, değil mi? 61.sf

Babam adamsa ben olmayacaktım. 122.sf

“-Sen” derdi, “bu kötü adamın yüzünden azap çekeceksin.” 122.sf

Galiba babam sevgisizlik borcunu bana parayla ödüyordu. 123.sf

Yorum bırakın