
Fenerbahçe başında Jose Mourinho ile 15 maç barajına yakınlaştı. Bu süreç içerisinde Fenerde nasıl bir gelişme ve ilerleme gördük? Ben söyleyeyim şu ana kadar sadece gerileme gördük ama birazcık polyannacılık yapmak zorunda hissediyorum kendimi.
Fenerbahçe İsmail Kartal’la kendi kültürüne uygun bir futbol oynuyordu. Basan, ileri giden, hücum eden, topu isteyen, ilerde savunan, az adamla savunan, zor pozisyon yiyen ama yediği az pozisyondan çok gol yiyen, en temel haliyle mücadeleci bir takımdı. Mücadele o kadar kanına işlemişti ki Fener tarihinin en sevilen kadrolarından en unutulmayacak sezonlarından birini gördük. Çünkü Fener demek mücadele demektir, her an sahada olmak, her an karşı kaleyi düşünmek, sabır etmemektir. Ama gelin görün ki yine Fener’e en yakışan şekilde bunca içeride dışarıda sahada masada mücadeleye rağmen şampiyon olamadı. Zaten son 10 yılın getirdiği kasvet, öfke ve tahammülsüzlükle beraber bu sezon iyice taraftarın şevkini kırdı. Ama bence kulübe kendi kültürünü de hatırlattı.
Başkanlık sürecini bir kenara koyarsak, Fener bu sezon sayesinde bu kadar büyük bir ismi planlarına yerleştirdi ve gerçekleştirdi. Bana kalırsa iyi etmedi ama Jose’nin ha yönetici ha taraftar herkes için hayal ettirdiklerini anlayabiliyorum. Bu hayal bile hocayı getirmeye ve her istediğini yapmaya yeterdi. Ama takvimleri ileri alıp bu güne gelince taraftarın hayallerinin çok çok erken paramparça olduğunu görüyoruz.

Galatasaray mağlubiyeti sonrası ben de bu duruma girdim ki benim hocaya dair büyük hayallerim de yoktu. Hocanın oynatacağı oyunun zaten çok izlenesi olacağını zannetmiyordum ama bu kadar güçsüz bir oyun da beklemiyordum. Bu güçsüz oyun bana “Hoca burayı önemsemiyor mu?” dedirtti. Çok büyük ihtimalle de önemsemiyordur bu kadar berbat bir futbol iklimini kim niye önemsesin. Ama hocanın bu challenge’ı önemsediğini hissettim Twente beraberliği sonrası. Bence kazanmamız gereken, kazanabileceğimiz bir maçta yine kötü oynayarak berabere kaldık ama üzgün değilim. Çünkü hocanın ne yaptığını kavramaya başladım sanırım. Maçın 60’ıncı dakikaları bende “ya bu kadar sinirlenecek önemsenecek ne var” kırılması oldu. Açıkçası hem hocadan hem de futboldan soğudum o an ama izlemeye devam ettim. O an maç daha normal gözüktü gözüme daha doğru ve daha anlamlı. Ve içimde bir soru oluştu “Acaba hocanın planı bu mu?”
Jose hep yıkımcı bir hoca oldu. Gittiği çoğu takım underdog haliyle başarılar kazandı. Futbolu yok ederek, eriterek oynayan takımlar kurdu ama Fenerbahçe’de bunu yapamıyor. Ne takım, ne de kulüp hem kültürel hem de aktüel olarak yıkımcı ve underdog değil. Haliyle yıkacak bir şeyler bulmak zorunda hoca ve ilk işi oyun planı oldu. Hoca geçen sene takımı ihya eden oyun planında başarıyı etkileyecek çok temel sorunlar gördü bence. Evet oyuncular oyuna çok uygun ve takım bunu oynamaktan hoşlanıyor ama herkes oyun planını biliyor. Öyle olunca sezon boyunca bu oyunla devam etmek başarıya giden yolda sorunlar ortaya çıkarıyor. İkinci problem oyun planı iyi anlamda basit ve uygun olduğundan sezon başları çok kolay form tutuluyor ama tempolu ve süreklilik isteyen bir oyun olduğundan sezon sonuna takımın gücü kalmıyor. Ve son olarak da İsmail Hocanın oyunu takımı olduğundan çok daha büyük gösteriyor. Uzaktan bakan her takım için korkutucu oluyor Fenerbahçe ama hangi cesur yakınlaşsa almak istediğini alıyor takımdan. Bence bu sebeplerle hoca herkesin bilmediği, ilk bakışta bakanların anlamadığı kompleks ve takıma ters, tempo olarak başlangıçta sınırlı ama sezon sonuna form tutması olası ve olduğundan büyük değil küçük gösteren bir oyunu oynatıyor.

Neredeyse 15 maç oynamasına rağmen hala arar gözükmesinin sebebi bu anlaşılamasın isteğinden kaynaklanıyor bence. Oyun gücünün geride olması, olduğundan daha küçük görünmek istemesi bir şaşkınlık ve sürpriz üzerinden avantaj devşirmek istemesinden kaynaklanıyor bence. Takımın hala tempolu oynayamaması Obradovic takımlarında gördüğümüz sezonun doğru yerinde form tutma ve erken sakatlık yaşama kaygısından geliyor bence. Ve oyun planını eritmesinin arkasında yatan bir diğer ana sebep ve hocanın asıl challenge’ının camiayı da eritmek olmasından geliyor bence.
Fenerbahçe artık histerik bir kulüp. Sabırsız, sinirli, hep uçlarda, toksik, kendini baltalayan, hayalci, ilerleyememiş, başaramamış, sonuçlandıramamış bir camia. Biraz Aziz Yıldırım’ın ilk seçildiği dönem Fenerbahçe’sine benzer. O dönemleri pek hatırlamamakla beraber yorumculardan Aziz Başkan öncesi Fenerin tesisleşme, kurumsallaşma ve modernleşmede büyük problemler yaşadığını ve bunun Aziz Yıldırım ile değiştiğini duymuştum. Bugün bence bu durum Fenerbahçe taraftarı için geçerli. Hem ülke şartları hem kulübün son 20 senede yaşadıkları birleşince Fener taraftarı kulübünün gerisinde kaldı. Kabul etsek de etmesek de, ne kadar başarısız da olsa Ali Bey bir konuda başarılı oldu bence. Modernleşme. Haliyle Jose yönetim adına bir seçim hamlesi, bir adalet hamlesi ve bir başarı hamlesi olmasının yanında bir camia değişimi hamlesi de.
Bu sabırsız, sinirli, hep uçlarda, toksik, kendini baltalayan, hayalci, ilerleyememiş, başaramamış, sonuçlandıramamış camiayı eritip yenisini ya da eskisini çıkartma çabasını seziyorum ben. Jose kesin olarak bu camiayı eritecek benim bundan şüphem yok çünkü ben Twente maçında eridim. Şüphem eriyince altından çıkacak şey. Eğer hem erir hem başarılı olursak Fenerbahçe camiası kendi köklerini kaybetmeden modernleşir ve güçlenir gibi geliyor ama hem erir hem de başarısız olursa bir daha eski haline dönemez gibi hissediyorum. İlk Aziz vs Ali seçiminde bu kulübün önünde iki uzun ve en uç yol vardı, değişip başarılı olmak ya da değişemeyip yok olmak. Bir sonraki seçimde de iki uzun ve en uç yolumuz modernleşip kültürümüzden kopmak ya da değişip köklere dönmek olacak gibi geliyor.
Yorum bırakın