by Nuri Bilge Ceylan, 2011, 2h37min

kuru otlar üstüne?

Bu filmin en iyi tarafı sıradan insanın kompleksliğini çok basit şekilde gösterebiliyor olması bence. Her karakter ama her karakter, ister savcı olsun, ister katil, ister muhtar kim olursa olsun o kadar basit sıradan ve günlük insanlar ki ama aynı zamanda o kadar farklı ve kompleksler ki izlerken sanki herhangi bir hayat kesitini izliyormuş gibi hissetmek çok kolay. Neredeyse 24 saat anlatmasına rağmen o 24 saati aşan bir derinliğini olduğu kesin bence. Benim özellikle beklemediğim şey ışık oyunları oldu. Çoğunlukla gece saatlerinde işlenmesinden dolayı ışığın kullanımı çok önemli olmuş. Karakterin yüzüne vuran ışığa göre ruh hali değişimleri beni nedense çok etkiledi.

kokar dirler amma…

Herhalde filmden en çok aklımda kalan şeyler; 1- Mukhtar scene (naci yüzünden) 2- Savcının intiharı kafasında oturttuğu sahne. Muhtar sahnesi çok gerçek ve direkt olduğundan hoşuma gidiyor. Biraz absürt olmasından hoşuma gidiyor. Muhtarın kızı üzerinden yapılan artık ona cinsel gerilim mi denir yoksa saflık suçluluk mu denir o hoşuma gidiyor. Işık oyunlarının da yine burada daha bir belirgin olması hoşuma gidiyor.

Savcının anladığı sahnede ise tek bir şey beni inanılmaz etkiliyor. Savcının intiharlar başkasını cezalandırmak için mi yapılır sorusundan sonra savcının “Dimi. Bravo. Ben de öyle düşündüm.” dediği andaki ve bu sahnenin genelinde daha önce onda hiç görmediğimiz bir yorgunluk, bezmişlik ama daha da önemlisi o yüzündeki kirlilik, yüzündeki o gölge, o yalancı gülüş benim aklımdan çıkmıyor. Savcı o an kendini bir katil gibi hissediyor kendini suçlu, kötü, kirli ve cezalandırılmış hissediyor. Bunun yüzüne yansımasını orada kir, yorgunluk ve gölge ile görünce aklından çıkmıyor insanın. En azından benim çıkmıyor. Filmi hep bu sahne ile hatırlıyorum. Dimi… Bravo.

90

10.05.2019

Yorum bırakın