by Nuri bilge Ceylan, 1999, 2h10min

şöyle bir uyusam

Mayıs sıkıntısını izledik sırada benim filmle olan sıkıntım var. Filmin ilk yarısı çok güzel hatta neredeyse mükemmele yakın gibi olsa da ikinci yarı dehşet-ül vahşet derecede sıkıcı. Aslında filme özel bir ilgim oluştu, kendime yakın gördüklerim, anlattıkları ve bazı planların içerdikleri ile birlikte. Fakat ikinci yarısında bunlardan çok uzaktı. Sanki anlamadığım bir dilde konuşulmaya başlanmış gibi oldu bir anda.

Asıl anlamadığım şey, dil değişti fakat karakterler nasıl bu kadar (en azından bir, yani ana karakter) nasıl bu kadar değişti o oldu. İlk yarıda yaptıkları ve çizdiği portre ile hiçbir bağlantısı yok gibiydi. Tabii ki bu da filmin kurgu seçeneklerinden biri olabilir. İlk başta sadece bir aileyi ziyarete gelen bir oğul gibiyken sonrakinde bir otoritesi olan, bir amacı olan, bir işi olan yönetmen karakterine bürünülmüş gibiydi.

özellikle ilk filmlerde hep aynı cast’ı kullanması garip bir yakınlık hissi oluşturuyor

Ama ilk yarı… İlk yarı öyle değildi işte. İlk yarı her şey daha samimi daha gerçekçi daha içtendi. Yer oldu kendimde gördüğüm duyguların tezahürünü farklı farklı karakterlere dağılmış şekilde gördüm. Yer oldu ekranda kendi babamı, dedemi falan gördüm. Yer oldu gerçek hayatta çokça karşılaştığım etkileşimlerin aynısını gördüm. Aynısını yapmak sanat değildir fakat iş insan etkileşimi temeline gelince bir kamera karşısında bu kadar gerçekçiliği yakalamak hoşuma gitti. Onu geçtim yapmacık dahi olsa bunları bir bağlama uydurmak çok kolay da olmayabilir. Ve özellikle gözüme çarpan NBC klasiği iç sıkıntısından mütevellit yavaşlayan planlara aşığım ben herhalde.

Bir de ben 2000’leri içime kazımışım gerçekten ya. O 90’lardan kopamamış ama aşırı hızlı değişimlerin yaşandığı, insanların o ya da bu olamadığı o garip dönem gözüme ne zaman çalınsa hep bir gerilere gidiyorum. Çok yaşlı da değilim ama sanki geçen zaman benim bütün ömrümden çok çok daha büyükmüş gibi geliyor gözüme.

71

10.02.2020

Yorum bırakın