Written by

by Attilâ İlhan, 1973, 27.07.2020

graphic design is my passion

Sonuyla başlamak daha iyi olacak. Kitap iyi kötü açtığı pek çok yarayı kapatmayı başarıyor. Devrim yarası, aşk yarası, kişilik yarası vesaire anlatının temelini oluşturan çoğu şeye bir son veriliyor. Hikaye boyunca ilgi çekici olan diğer şeylere de anladığım kadarıyla diğer kitaplarda başka karakterler ile devam ediyor. Sonun iyi biten kısmı aslında anlatının hem ön hem arka planını oluşturan devrim (daha doğrusu darbe ama karakterlerin durduğu yer açısıyla devrim demek daha uygun olur sanırım) temasıyla alakalı.

Attila İlhan bu tip konularda hep düşüncesini belirtmek isteyen çoğu zaman lafını sakınmayan da bir yazar olarak kimi zaman doğru kimi zaman yanlış (akışa uygunluk açısında) kitabın büyük bir kısmını bu siyasal görüşler kısmına ayırıyor. Devrim dediysem aslında sağ-sol kavgasının kitabın dünyasındaki ve karakterlerdeki etkisi. Kitabın sonunda en beğendiğim şey bu temanın kitabın içinde hep yardımcı oyuncu gibi olmasına, karakterlerimiz Suat ve Halim’in hayatlarına medya ve diğer insanlar vasıtasıyla hafif hafif girmesine rağmen artık önü kesilemeyen bir kartopu olup hem iki karakterimizin bir etkide bulunamayacağı kadar uzak hem de onları ve tüm ülkeyi baştan ayağa etkileyecek kadar güçlü bir hale gelmesi ve bunun aslında gerçek dünyada da böyle olması. Bu sonun karakterlerden uzak havası çok hoşuma gitmekle beraber madem karakterlerimiz tarafından herhangi bir etki sağlayamayacak durumdaysak kitapta niye gereğinden fazla sağ şudur sol budur tantanası var? Siyasi açıdan anlıyorum ama edebi açıdan çok tercih edemiyorum bu durumu.

Suat ve Halim ile alakalı olan kısıma gelirsek. Halim insanın dışarıdaki etkenleri ne kadar değiştiremeyeceğine ama aynı zamanda onlardan ne kadar çok etkilenebileceğine dair bir görev üstlenirken, Suat bipolarlık, depresyon, cinsiyet, paranoya, kendini kaybetme, uzaklara dalma gibi ne kadar çok ruhani ve sosyal bozukluk varsa onları üzerinde taşıma görevi görüyor. Şu an yazarken bile içten içe bir romanda sadece iki karaktere yayılamayacak kadar çok, fazla ve ağır temalar olduğunu anlıyorum ki kitabın içinde bile bu durum yorucu olabiliyor. Hele Suat’ınkiler aman yarabbi. Bunca konu ve az karakter ile birlikte hangi ara neyi nasıl anlatacakları sıkıntısını kitap boyunca hep hissettim. Bir de sağ-sol siyasi çığırtkanlıklarının çaldığı sayfalar araya girince iki karakterin de kendilerine dair pek bir şey anlatacağı alan bir türlü oluşmuyor.

kitapla ilgili koyabileceğim başka bir görsel bulamadığım için aşırı karizmatik bir Attila İlhan resmi bırakıyorum

Halim’in hikayesi Suat’a nazaran anlatı olarak daha derli toplu, daha anlaşılır, daha gerçekçi bir havaya sahip. Hikayesi sanki hiç kendi etkisi olmadan ilerliyor gibiydi. Bu anlatı olarak bir yandan hoş bir ilerleme sağlamasına rağmen etki edici dönüşler almaktan alıkoyduğu için hikayesi hep iki ileri bir geri şeklinde ilerliyor gibi geldi. Ki zaten garabet ötesi bir son ile de hikayesi iyice uçuculaştı. Çünkü kendi elinde olmayan bir hayatı nasıl yönetebilirsin ki, onu nasıl katı bir hale getirebilirsin ki. Yani eski hoca onca zaman sonra nasıl çıktı geldi, nasıl onu buldu, nasıl o yoldan geçeceğini bildi ya da Halim o yolu nasıl tercih etti falan gibi damdan düşen çok fazla etkenle beraber garabet bir sonla Halim eve döndü.

Suat tarafının da altta kalır yanı yok. Suat’ın hikayesi kitabın en anlaşılmaz ve ne okuyorduk biz ya dediğim noktaları oldu hep. Suat’ın bir türlü ne olduğunu, ne istediğini, nasıl bir sorununun olduğunu anlayamaması fakat bu karakterindeki akışkan-değişken hale rağmen hem Yüzbaşı’yla hem Ümid’le kendi kafasında bu kadar katı bir aşk yaşaması. Daha erkek mi kadın mı olduğuna bir türlü karar verememesiyle beraber iyice bulamaç olan iç dünyasına bir de yetmezmiş gibi süreç içerisinde handiyse unuttuğu intihar fikrinin gecenin bir yarısı bir anda aklına gelmesi ve ilk defa gerçekten aksiyon almasına karşın bir de aslında ne kadar korkak bir karakter olduğunu hatırlaması eklenince insan bir yuh ama artık diyor. Sorunlarının temellerini anlamakla beraber kitap boyunca kendisinin de olmayacağını çok kesin bir biçimde bildiği şeylere gerçekten olmayınca şaşırması ve bundan aşırı bir biçimde etkilenmesi onu gerçekten çok ağır psikolojik sorunları olan yorucu ama gerçek bir karaktere dönüştürüyor. Fakat bizim bunu dışarıdan değilde gene Suat’ın düşünceleriyle görmemizden mütevellit bizimde karakterle beraber pek bir şey anlayamadığımız anlamlandıramadığımız okurken güçlük çektiğimiz kısımlar oluyor. Bir de kusura bakılmasın fakat üzerine bu kadar ağırlık yüklediğiniz bir karakterin gelişmeme imkanı olmamalı bence, kitabın başında neyse sonunda da aynı halde olması ve belki tek değişikliğinin aşkı olan Halim’i yeniden hatırlaması mı desem yoksa tutarsızlıklarına bir yenisini daha eklemesi mi desem bir sonla bitmesi pek yakışmamış.

Çok negatif şeylerden bahsettim. Kitap içinde en sevdiğim şey hatıralarla gerçek arasındaki çizginin çokça geçilmesi oldu. Bu geçişler anlatıya ve karakterlere o kadar iyi yedirilmiş ve o kadar insani özellikler vermiş ki kitabı hem sürükleyici hem de okumaya değer kılan çok ama çok güzel bir tat olmuş. Hele Suat ve Yüzbaşının sahnede olduğu bir sekans var ki tadından yenmiyor. Bu ve şu an aklıma gelmeyen diğer bir kaç faktör ile birlikte okumaktan zevk aldığım iyi bulduğum fakat çok iyi bulamadığım, garabet taraflarını affedemediğim, güzel yanlarını da kesinlikle es geçemeyeceğim, kimi zaman anlamsız şeylerle ve gereksiz siyasal uzatmalarla dolu olmasa belki daha da ileride olabilecek ortalamanın üstünde bir okuma deneyimi geçirdim diyebilirim.  

70

12.08.2020

Yorum bırakın