by Sabahattin Ali, 1937, 12.08.2020

Zaten ne beklemiştim bilmiyorum ama bu kadar Türk dizisi bir sonu olmasını veya bu kadar romantik bir kitap olmasını beklemiyordum. Halbuki bu romantikliğe baya tezat da bir karakterin hikayesini anlatıyor fakat etrafındaki tüm o Türk dizisi kalitesizliğinde yaşanılan entrikalardan ve yapmacık yoğunluktaki duygulardan Yusuf da nasibini alıyor ve bir karakter olarak küçüldükçe küçülüyor.
Kitabın belki en iyi yaptığı şey ve herkes tarafından övülen şey de aslında biraz yukarıda bahsettiğim küçülme ama temel anlamda karakter ve hikayenin arasında olan tezatlık. Doğalın yapayla, aitin ait olmayanla, yabancının tanıdıkla arasında olan tezatlık. Yusuf karakteri okuduğum kitaplar arasında ne en kendine özgü, ne de en ilgi çekici karakter değil fakat tüm karakterlerden farklı olarak kendine ve doğasına o kadar bağlı ki çok ama çok gerçek bir karakter. Aslında içindeki bir his sebebiyle hiç değişmek istemeyen, olduğu insanın olabileceği tek ve en iyi insan olduğunu bilen, birazda bundan sebep bu tip ürünlerde de ayakları yere en sağlam basan karakter benim gözümde. Tamam kendimden bir şeyler bulduğum için de hafif abartıyor olabilirim fakat bu da aslında ne kadar gerçek bir karakter olduğuna örnek değil midir? Yanlış da anlaşılmasın kendimi Yusuf’a ya da Yusuf’u kendime benzetmiyorum daha çok Yusuf’un kendi içinde ve dünya ile yaşadığı sorunları çok iyi anlıyorum.
Elinde olmayan olayların ortasına düşen ama hep olduğu hali korumaya çalışan bir karakter Yusuf. Ne ailesinin ölümü, ne evlat edinilmesi, ne hayatındaki insanlar onun farklı bir karakter olmasına yardım edemiyor aksine aynı kalması için güçlendiriyor. Yusuf böyle doğmuş böyle bir insan olarak hayatına devam etmiş ve edecek olan bir karakter. Şekil verilemeyecek bir kaya gibi. Yusuf’un etrafındaki insanların aslında onun için hiçbir etkisi yok ama dikenli teller gibiler, bir kayanın etrafına sarılmış dikenli teller gibi. Hayatı boyunca bu dikenli teller içinde kendini nasıl koruyacağını öğrenmiş ve korunduğu halinden başka hiç bir hal almayı da düşünmemiş, hiç istememiş hep elindeki ile yetinmiş Yusuf. Ama kendi hayatına etkisi önceden olmadığı gibi burada da olamamış ve başkası tarafından dikenli tellerde açılan bir boşluk ile hayal etmeye ve istemeye başlamış. Kitabın sonunda da kendini tellerden kurtarmış… Kurtarmış fakat vücudu da yara bere içerisinde kalmış, bir daha iyileşemeyecek şekilde yaralanmış, o olduğu taş gibi haline bir daha dönemeyecek ve o açıklığı yaratan ellerden bir sonsuzluk boyunca ayrılmış bir karakter olarak son buluyor hikayesi.
Aslında bir iki adım çekilip bakarsak Yusuf’un ellere karşı hissettiği şey aşk mı yoksa özgürlüğe dair, dünyayı ve kendini değiştirebileceğine dair ya da en azından anlaşılacağına dair olan bir umut mu buradaki şey anlamak zorlaşıyor. Fakat bu iki şey de ,yani umut da aşk da, insanı olduğu halden başka bir hal almayı hayal ettirebilecek kadar güçlü şeyler. Yusuf’un Muazzez’e olan duyguları ile beraber belki de hayatı boyunca ilk defa o taş gibi olan halinden sıyrılma ihtiyacı hissediyor. O taş gibi olan halinden uzaklaşırken önce yürümeye, sonra koşmaya hatta çok hızlı koşmaya başlıyor fakat ne zaman ondan durması isteniliyor işte o zaman dikenli teller tekrar etrafını sarmaya başlıyor ve bu kez bir taş değil Yusuf, artık bir insan etten ve kemikten. Canı yanıyor, kanı akıyor, bu sefer de bu yumuşak ve kırılgan halinden uzaklaşmak istiyor ama etrafındaki tellerle beraber çok kötü bir düşüşe sürükleniyor.
Bu düşmeler, kalkmalar, umutlar, doğallar, yapaylar kitabın çok ama çok iyi şeyleri fakat bunların tetikleyicileri olan olaylar ve karakterler duygusal açıdan o kadar abartılı ve yapmacıklar ki ciddiye alamıyorum. Öyle yapmacıklar ki tüm tadını çekiveriyorlar kitabın. Ne kötüler, ne iyiler ne de nötr karakterler birer karakter gibi hissettiremiyor çünkü çok kalitesizleşiyor ve yüzeyselleşiyorlar. Diğer karakterler ne bir Yusuf’un karşıtı olarak ne de hikaye ilerleticileri olarak kaliteli değiller fakat onlarsız da hikayenin ilerleyemediği bu haliyle ortaya bir türk dizisinin araç karakterlerini andıran bir hale geliyorlar. Şahinde kötü kalpli kaynana, Şakir ırz düşmanı kötü, Muazzez saf aşık, Ethem kötü adam yancısı, Kaymakam her şeyden habersiz aman tadımız kaçmasın baba… Yani o kadar basma kalıp karakterler ki kalitesiz bulmamak elde değil (Yapıldığı yılı unutuyor değilim tabi ki ama bu benim deneyimim.). Hayır onlar kalitesiz olsun ama Yusuf’u bıraksınlar bari. Yusuf doğayı daha doğrusu insanın kendi doğasını temsil ederken hop o da civan mert Anadolu delikanlısı kalıbına oturuveriyor. Hayır bari en azından o farklılığını ve kalitesini elinde tutmaya devam etseydi. Bu sebeple biraz kırgınım ben bu kitaba. Bu kadar iyi bir ana karakter ve tezatlık hikayesi yakalamışken bunu çok fazla yapmacıklık, çok yüzeysel bir dram içerisinde yok olduğunu görmek beni üzüyor. Yine de yakaladığı bazı güzel şeylerin ve okunurluğundan sebep iyi bir kitap olarak hatırlayacağım.
72
14.08.2020
Yorum bırakın