by Martin Scorsese, 1976, 1h54min

Gene aldık mı elimize ne düşüneceğimi bilemediğim bir film. Şimdi açık açık konuşalım bu film çok da iyi bir film değil, en azından bana göre. Yani filmi değerlendirmek ne haddime ben deneyimimden bahsediyorum (bok atıcam ya önceden ne yol yapmışım keşke bu kadar yolla bir şeyleri ben de kazanabilsem) fakat film sadece uçlarda olmak isteyen bir film gibi. Bunu da anlıyorum sonuçta ana karakter, dünyanın şiddet etrafında dönüşü, kalabalıklar içinde yalnızlık, bunun gibi şehirlerin gerçekten insanın hayatını çalması, yanlış değer yargıları falan fistan diye daha da uzatabileceğim şeylerden etkilenen ve bunlara bir eleştiri olarak doğmuş bir karakter ama aynı zamanda da sırf uç olmak için uç olan baya tembel yazılmış da bir karakter. Filmden bahsedilen sorunlara çözüm bulunmasını beklemek çok saçma olur fakat biraz daha bağlam ve anlam kazandırılamaz mıydı diye düşünmeden de edemiyorum.
Filme bir bağlam ve derinlik katan sekanslar sadece günlük sayfaları gibi geldi bana. Yazının en büyük özelliği olan, bir şeyleri daha kalıcı var etmesi burada da günlükler ile karakteri derinleştiren hareketlerine biraz olsun anlam kazandırabilen ve en önemlisi kalıcı kılabilen tek kısımlar olarak kaldı. Günlüğün sayfalarından geri kalan her şey ise gerçekten psikolojik sıkıntıları olan ve dış dünyada da bolca sıkıntı çeken bir adamın sanrı mı gerçek mi arasında ne yaşayanın ne de izleyenin anlamadığı, anlamlandıramadığı uçucu bir şeye evrilmiş. Bu belki de gerçekten böyle bir insanın hayatı nasıl deneyim ettiğinin tıpa tıp kopyasıdır fakat ben bir izleyici olarak bunun yanında bir şeylere daha ihtiyaç duyuyorum. Sonuçta ben o adam değilim ve dışarıdan izleyen adam hissinden daha ileriye gideceksem ister istemez bir bağlam veya tutunacak başka bir şey arıyorum. Bu film özelinde yaşanılanın, zaten anlatması göstermesi zor olan şeye bir de izleyici kısmınından pek umursanmadan salt şekilde anlatılması sorunu olduğunu düşünüyorum. Zaten bir toplum eleştirisini topluma daha erişebilir yapmaya ne gerek var diye düşünülmüş olabilir, saygı da duyarım hatta bazen severim bile ama burada pek sevemedim ya.

Yönetmenlerin eksantrikliklerinin bazen iyi film, konu ve temalarını hiç edebildiğine bir kaç kez şahit oldum bu satırlarda. Bu filmde de School Shooter’ların ve eksterministlerin nasıl geliştiğine kurgu bir hikayeyi ele almaya çalışırken o yönetmen sancıları filmi öyle insanları doğuran bir noktaya getirmiş. Şiddeti eğer doğru kişiye doğru normlara yönlendirirsem toplum beni çok sever gibi bir mesajla çıkıyorum filmden. Bu oldukça yüzeysel ve basit bir düşünce ama filmler basit şeylerdir. Bunu izleyen ve keskin değer yargılarına sahip bir birey, kendi değer yargılarında meşrulaştırdığı bir görüş için şiddetin tek yol olduğu ve bunun bir kahramanlık hareketi olduğunu düşünmez mi? Böyle şeyler düşünülüyor ki böyle bir ana karakter yazılmış. Ana karakter üzerinden de görüyoruz ki şiddeti bir kere meşrulaştırınca zaten nereye yöneltildiğinin bir önemi kalmıyor. Politikacı olmuş, pezevenk olmuş, o olmuş bu olmuş adam zaten bir temizleme eyleminde, nerenin temizlendiğinin ne önemi var. Eleştirel kısmı da bu yüzden pek anlamlı olamıyor bence. Evet sokakların temizlenmeye ihtiyacı var, evet insanların şiddetten uzaklaşmaya ihtiyaçları var, evet Travis gibi insanların rehabilite edilmeye ihtiyacı var lakin bu film şiddeti şiddetle, deliliği daha topluma yayılmış bir delilikle, sokaklardaki kiri üstüne bir kat daha kir ile sıvıyor. Filmin beklentisi beni bu durumlardan rahatsız ettirmekse Travis gibi elime bir silah alıp önce bu sorunların müsebbiplerini mi vurmalıyım yoksa Scorsese’yi mi vurmalıyım?
Neyse film sonuç olarak sırf insanın içindeki bir şeyleri dürtüklemek için mesaj ve anlatılanlar üzerinden kaos kovalamış. Kötü bir film değil fakat sırf yapmak için yapmak çok antipatik kalmış. Kendini sevdirmeye çalışmıyor diye filme kötü demiyorum bence onu bile kötü yaptığı için kötü diyorum.
60
08.10.2020
Yorum bırakın