by Nazım Hikmet Ran, 1966, 25.10.2021
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Evet biraz erken olacak ama ne yapayım yazmak istiyor canım. Daha kitabı bitirmedim ama daha önceki bitirişlerime saymak beni meşru kılabilir. Aslında dün akşam aklıma gelenleri o an yazmak lazımdı. Baya kaliteli bir takım düşüncelerim vardı yazmak için ama şu an hatırlayamıyorum. Bulunup unutulan fikirler hep milyon dolarlık fikirdir. O yüzden sürekli el altında bir şey tutmak gerek. Neyse bunlar bir kenara ben deli vurgunum bu kitaba. Teknik yorum yapabilecek kapasitede bir edebiyat sefiri değilim, ortalamadan düşük bir okuyucu en kötüden biraz iyi bir yazar olarak bu şiir roman tarzı tam benlik, hem okumak hem yazmak için. Ondan mıdır bilinmez ama tekrar etmekte fayda var, ben deli vurgunum bu kitaba. Sanki daha önce yaktığım yazılarımda da yazmıştım bunu sanki bir asır öncesi.
Hep sıradan insanın hikayesi diyip duruyorum ya kendime en iyi örneği bu işte. Geçmiş gelecek fark etmeksizin tam anlamıyla bu memleketin sıradan insanları bunlar. Bir insan ne kadar kötüyse o kadar kötü ne kadar iyiyse o kadar iyi, sıkıcı, ilginç, güzel, çirkin, hasta, sağlıklı, umutlu ve belki de yalnız. En garibi bu toprakların hiç değişmeyen insanlarıyla gelen ama daha da değişmez olan hisleri sanırsam. Bir zaman kapsülü gibi bu topraklar. Etrafı ne kadar değişse de hatta kendisi bile ne kadar değişirse değişsin bir şekilde sürekli aynı kalan, aynı devri, aynı anı, aynı hisleri yaşayan garip bir yer. 2000’ler çocuğu olmama rağmen 90’lar gibi bir çocukluk yaşamam bu şekilde daha bir mantıklı geliyor gözüme.
Birkaç gündür başarısız bir yazar olmayı hayal ediyorum. Sebebi bu kitap olabilir. Böyle bir şair olmayacağım kesin ama tek basımlık az satmış kitabıyla bir yazar olmak kulağa hiç kötü gelmiyor bu aralar. Tabi bunun için bile insanda bir cevher, bir ışık olması gerekir. Acaba bu topraklarda zaman kapsülüne sıkışmış başka cevhersiz, ışıksız içi boş tenekeden vücutlar var mıdır?
Ve bitti ama ne bitmek. Bir yandan çok zorlanmış gibiyim bir yandan da çok rahatlamış gibiyim. Hayattan çok küçük şeyler istiyorum. Hobilerimi yapayım, aç susuz kalmayayım, biraz da sağlıklı olayım yeter. Öyle yıllarca yaşamak istemiyorum ya da dehşet para kazanmak falan, hatta aşık olup hayatı paylaşmak bile istemiyorum (atma ziya ayı gibi istiyorsun bunu ama bir revizyonla hem hayatı hem yalnızlığını paylaşmak istiyorsun ve hala bu yüzden insansın). Kitap okiyim, oyun oyniyim, yazı yaziyim yeter.
23 (24 ve saymaya devam) yılda sahip olduğum yegane şeyler bunlar belli ki. İçimden ne kadar çok şey istediğini söyleyen bir açgözlü olsa da, bu kadarlık bir adamın ve bu kadarlık bir hayatı istiyorum ben sadece. Ama gel gör ki ne kadar şunu istemem bunu isterim desem de ne hayat ne benim isteklerim bir harmoni içerisinde asla olamayacak. Mesela sınav haftası gelene kadar kitabı bitirmek istiyordum, bitirdim de ama bitirmemek için ne kadar uğraştığımın da farkındaydım bu süreçte. Önümde ne yapacağımı bilemediğim ve ne yaptığımı da önemsemediğim bir hafta var. Önemsemememe rağmen sürekli aklımdaydı kitabı elime alırken. İşte benim hayattan en istemediğim şey bu sanırım. Kendim için yaptığım küçük, küçücük bir şeye dahi dahil olmaya çalışan, adına artık düzen mi dersin, yaşam mı dersin, kamusal alan mı dersin ne dersen de, işte onu hiç istemiyorum. Allah’tan kitaba dair iki satır yazmışım önceden yoksa kitaba dair şuan hiçbir şey anlatamazdım (ha keza burasıda sadece kitaba dair şeylerin yazıldığı bir yer değil o yüzden sorun olmazdı yine de ama sen böyle düşünüyorsan eyvallah). Bu en küçük zevkten bile mahrum hissediyorum kendimi. İnsanlığın dertleri arasında bir küçük atom benim derdim… ama benim.
O kadar zayıf bir insanım ki benden beklenen en küçük şey bile tüm varlığıma bir tehdit oluyor gözümde. Bunun en büyük sebebi de tabi ki yine benim. Kendimi ve hayatımı küçük tutmak ve daha da küçültmek için o kadar çabaladım ki en küçük şey bile bir dev oldu karşımda. Ve bu durumdan öyle memnunum ki (ve hatta gururlu) bazen bunları şikayet eder gibi yazışıma bile şaşıyorum. O kadar küçük, öyle küçük yaşıyorum ki, insanları var olduğuma bile inandıramıyorum. En benim diyen minimalist bile benim kadar küçülmemiştir hayatında. Çünkü onlar bile bir sıfatın ya da bir grubun içinde var olup kendilerini görünür kılıyorlar. Diğer yandan ben grubumda kendimim, sıfatım da hatta görenim de kendimim. Sıradan bir insanım yani. Her sıradan insanın sahip olduklarına sahip, biraz da kaybolmuş bir vücut ya da ruh ya da her ne boksa bu varoluş. Bitti işte kitap. Sırada ne varsa buluşuruz tekrar büyük ihtimalle… Sen ve benim dehşet bulanık aklım.
p.s.:dehşet kelimesine sardım kitaptan sebep. Ürün iade formuna bile dehşet bir yanık kokusu yazdım. Bakalım ne kadar sürecek bu Nazım Hikmet taklitçiliğim. Hemen bir tahmin azalsa da bitmiyor.
90
21.11.2021
ONLAR
Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Yorum bırakın