Written by

Kendimi öldürmek istemiyorum… Herhalde bir intihar mektubuna ancak bu kadar salakça başlanabilirdi. Ama maalesef acı gerçek bu, biraz yarım bir gerçek bile olsa. Bunun bir mektup mu yoksa bir not mu olması konusunda uzunca bir süre düşündüm ve oldukça zorlandım. Biraz bundan da sebep aklıma ilk gelen cümleyi yazarak başladım “Kendimi öldürmek istemiyorum.”. Akla ilk gelen şeyin samimiyeti, aslında hala burada oluşumun tek temeli. Kendimi yeteri kadar öldürmek istesem niye bir mektupla zaman geçireyim ki. Ama bu kendini öldürmek istemeyen tarafımın az kalan gücüyle haykırdığı son sözler olacak. Ve açık konuşalım her insan öyle ya da böyle öldükten sonra bile biraz olsun hatırlanmak, başka formlarda yaşamak ister. O yalancı ölümsüzlüğün hayali ilkel bir istektir en nihayetinde. Ve belki de bu haykırış birileri tarafından bir gün, güneşli bir bahar sabahında yeşil çimlerin üzerinde duyulur kim olduğu önemsiz kişilerce. 

Her ne kadar bir haykırıştan ve ölümsüzlükten bahsetsem de bu mektubun özünde yatan amacı bende bilmiyorum. Bir mektubun sahip olabileceği her amacını taşıyor gibi hissediyorum bu satırlar. Belki bir yardım çığlığı, belki bir kendini tanıma, belki bir delinin kafasını içi, belki bir rahatlama, belki el uzatma, belki aşk, belki keder, belki özlem, belki ölüm… Biraz mektubun kendi belirleyecek amacını. Kendi hikayesini kendi yazacak. Her ne kadar kalemi tutan ben de olsam bu mektup tek başına var olacak. Ve son noktayı koyup son kez yazıldığı masada ortalığa saçılmış ya da derli toplu duran kağıtlara baktığımda kalbimde hissedeceğim bu mektubun amacını. Son kez. Sonsuz kez.

Mektup kendi hikayesini yazacak olsa da ben hangi hikayeyi nasıl yazacağım konusunda özgürüm ve kendimle başlayacağım birazcık, ki zaten bu mektupta benden olmayan hiçbir şey bulamayacaksın (ne kadar bencil). Yirmili yaşlarının tam ortasında biri olarak son 10 yılımın hiçbiri iyi geçmedi. Bu akıl kemale erdikten sonra geçen bir ömür eder ki aslında sadece bu bile bir şeyleri anlatıyor bence. Tabi buradaki ‘iyi geçmedi’yi biraz açmak gerek. Büyük kayıplar yaşamadım, fiziksel olarak eksilmedim, ölmedim, öldürmedim, büyük acılarla tanışmadım. Burada iyi geçmeyen şey her şeyin küçük, kalitesiz ve sürekli oluşunda yatıyor. Yaşanılan, hissedilen şeyler o kadar önemsiz ve küçük ki sikko bir gençlik dizisinde zengin bir oğlanın yaşadığı aşırı iğreti sorunlara yakınlığı beni kendimden nefret ettiriyor. Ama iş üzerimdeki etkisi konusuna gelince… işte o zaman bir şeyler değişiyor. 

Son 10 yıl, beni hiç yalnız bırakmayan ve sürekli çoğalarak, büyüyerek gelen bir stres, rahatsızlık, amaçsızlık, mekansızlık artık güneş nereden vurursa ona göre sıfatını değiştiren bir kartopu gibi altında ezdi. En küçük, en sıradan, en basit şeylerde  bile iyi, kötü fark etmeksizin dünyayı omuzlarında taşıyan Atlas gibi hissetmekten yoruldum. Bu durumun bana kazandırdığı şey ise son 6 yıldır arada bir ama son bir yıldır sürekli olarak kafamda dönen intihar düşüncesi oldu. Evet kendimi öldürmek istemiyorum belki ama ölmenin tek doğru, tek gerçek ve bu hikayeye yakışacak tek olay olduğunun farkındayım. Ben bir bütün olarak istemesem bile vücudumun, kalbimin, aklımın ya da ruhumun bir kenarında sürekli olarak ne kadar arzulandığını görmek beni bile şaşırtıyor zaman zaman. 

reddit

İnternette gördüğüm bir intihar skalasına göre bu durum beni 10 seviyelik skalada 5 ve 6 arasında bir yere koyuyor ama insanın kendini öldürmesine dair inisiyatifi bir kenara koyarsak şu an 9. seviyedeki ‘o’ notu yazmakta olduğumu okumaktasınız. Evet belki bu, o not olamayacak kadar uzun bir mektup olacak ve uzunca bir süre yazmaya da devam edeceğim fakat zamanı geldiğinde bu mektup, o not olmaktan başka bir çare bulamayacak. Sanırım kendini öldürmek istemeyen birinin son noktası burasıdır. Buradan sonrası zaten istemekle sonlanır. O yüzden olabildiğince uzun tutacağım bu mektubu. Her hücremin arzuladığı ama benim istemediğim şeyi bu mektupla tüketeceğim. Kalan son nefesimi ve enerjimi burada harcayacağım ve bunun sonunda isteyeceğim bir şeyleri. Daha önce hiç istemediğim kadar hırsla isteyeceğim. Ama neyi? Ölüm mü yoksa yaşam mı?

Yorum bırakın