Aslında durumlar hep böyle değildi. Bana kalırsa çok iyi bir çocukluk geçirdim. Zamanın yavaş aktığı türlü Anadolu şehirlerinde bir memur çocuğuydum. Edebiyatımızda çoğu güzel hikaye böyle çocukları, adamları anlatır. Benimkisi anlatmaya ne kadar değer tartışılır. Farklı şehirler, farklı arkadaşlar, farklı sorunlar ama iyi anılar. O en küçük sokakların bile çok büyük geldiği büyülü zamanlar. 2000’lerin ortasında çakma 90’lar çocukluğu yaşadığım zamanlar. İlk kavgalar, ilk arkadaşlar, ilk korkular belki (daha ne olduğunu bilmeden) ilk aşklar. İlk anım daha doğrusu kendimle alakalı en eski hatırladığım şey sanırım 3-4 yaşlarından kalma. Çok özel olmamasına karşın hiç unutmadığım ve şimdilerde beni ve benim hayatımın nasıl şekilleneceğini önceden müjdelediğini her seferinde fark ettiğim bir anı.

Ben çok tutkulu bir çocuktum. Hangi çocuk tutkulu değildir ki zaten. O içinden gelen doğal merak ve ilkel tutku olmasa nasıl anlarsın yaşamı, hayatı, dünyayı. Ne olduğunu umursamaksızın her çocuk kadar yüksek ve kör bir heyecanla yaklaşırdım her şeye. Futbol, hayvanlar, çakma Atari, kasetler, apartman zilleri, binalar, kozalaklar, yüksekte bir mağara, bulutlar ve daha niceleri. Bu önemsiz şeylerden bir tanesi de düğün konvoylarıydı. Şu an ölümüne nefret ettiğim ve varlığını bir türlü anlamlandıramadığım, tek sonucu mevzubahis iki insanı tanımayan, önemsemediği bir evlilik tarafından rahatsız edilen kalabalıklar yaratmak olan bu eyleme o zamanlar aşıktım. Bu dini bütün bir adamın ibadet etmeye duyduğu aşk gibiydi. Balkona çıkıp hayran hayran kaç araba geçtiğini sayma ibadeti. Her ibadette olduğu gibi oldukça ciddi bir iştir he bu, pek çok yetenek ve sorumluluk gerektirir. Tee bir iki sokak öteden yavaş yavaş duyulmaya başlanan o boğuk ilk kornalar bir işaret fişeğidir ve duyulması keskin kulaklar gerektirir. Kaçırmak ölümcüldür çünkü bu ibadetin kazası kılınmaz. Övünmek gibi olmasın benim de çocukluktan beri kulaklarım baya keskindir. Evin neresinde olduğum, hangi işle uğraştığım önemsizdir. Önemli olan o ilk arabayı asla kaçırmamaktır.
Bu ibadetin 3 önemli noktası vardır; ciddiyet, hız ve aidiyet. Ciddiyet ne olursa olsun o anda, o saniyede ibadethane konumuna gelen balkonda bulunma zorunluluğudur. Hız işin fiziksel kısmıdır o ilk kornayı duymak da ilk arabaya yetişmek de fiziksel olarak varını yoğunu ortaya koymaktan geçer. Ve aidiyet her geçen araba ile birlikte, secdeye her yattığında günahlarından arınmanın hazzını yaşayan bir müslüman gibi arınmaktır. Haliyle bu kadar yoğun bir iş asla hata kaldırmaz ve maalesef ki bu önemsiz anım yaptığım bir hatayla alakalı.
Yorum bırakın