Written by

Anımız evde misafirlerin de olduğu bir gün, mutfakta o an ne yaptığını hatırlayamadığım bir çocuk yani benle başlıyor. Çocuk yukarılarda bir yerlerde de anlattığım gibi işaret fişeği bellediği uzaktan boğuk gelen korna sesleri ile birlikte bir histeri halinde tüm hızıyla balkona koşmaya başlıyor. Sırayla önce tuvalet sonra odalar ve dış kapı, sağından solunda bir bir kayboluyor. Salonun açık kapısından geçip genelde balkona kadar düz bir çizgi olan yolda evdeki misafirler hasebiyle yerleri değiştirilmiş koltukları zarif ve hafif hamleler ile aşıyor. Bu engellerin sebep olduğu yön değişikliğiyle balkon kapısı normalde olması gerekenden daha sağda kalıyor ama bu şimdilik bir sorun değil. Bir hamle daha ve açık balkon kapısıyla karşı karşıya. Ama o da ne kapıda arada bir ortaya çıkan başka bir engel beyaz tül bir perde. Perde ile tanışıklığımız daha eskilere dayandığından hem kendime güveniyor hem de bu mükemmel koşuya sanki bir maraton sonu gibi bir kurdeleyle aşarak bitirmenin vereceği hissi şu an bile içimde hissediyorum.

Bir adım. Bir adım daha, her şey yerli yerinde her şey mükemmel. Bir adım daha, bir adım daha, kapıyla ve perdeyle burun buruna. Bir adım daha, bir şeyler yanlış ama devam. Bir adım daha, hayır bir şeylerin yeri yanlış. Bir adım daha, perdenin altı neden farklı renkte? Bir adım daha, perde niye bu tarafta hareket etmiyor? Neyse hamle vakti, perdeyi aşıp yarışı bitirme vakti. Perde yere değmiyor, kafama ve gövdeme anca yetişiyor yani aslında bir hamleye ihtiyaç yok koşup gidersem üstümden kayıp gidecek, ne mükemmel bir his. Tüm sürat, tüm beceri, tüm görüş, tüm yetenek, hepsi o an o yerde perdenin arkasındaki boşluğa ulaşmak için. Kapı açık bu kesin perdeyi aşmak için son bir hamle daha ama hala bir yanlış var. Eksenimde bir kayma var sanki ama beyaz perde çok yakın, göz kamaştıracak kadar yakın ve beyaz, bahar temizliği kokusuyla kutsanmış, beyazlıkla büyülemiş her şey ne kadar beyaz… ve karanlık.

Karanlık benim için sonsuzluk kadar uzun, dışarıdan bakanlar içinse bir bilemedin iki saniye. Kafamla duvarın buluştuğu an benim için bir Big Bang, dışarıdakiler için tüm binada duyulan betondan gelen bir *dong* sesi. Çarpışmadan bir süre sonra duyulan ağlama sesleri benim için oksijenin ciğerlerime ilk kez girip yakması, diğerleri için kafasına duvara vuran bir çocuğun acı yakarışı.

Gelecek ve geçmiş, her şey ve hiçbir şey, varlık ve yokluk tek bir anda, birbirlerini kabul etmeyen bir kafa ve duvarın atomlarında birleşti. Bilinç var oldu, maymun siyah monolithe dokundu, hayvan doğasından kaçtı ve o gün benim ilk hatıram oluştu. Bana dair her şey o anda başladı ve muhtemelen her şey o anda bitecek. Varoluş, bilinç, akıl, adına ne derseniz deyin sadece küçük bir hataydı. Kapının önüne çekilmiş bir perde ve karanlık. Tüm ışıkları açan bir karanlık, tüm ışıkları açan tek bir karanlık. Hayatımın tüm hikayesi hatta hepimizin hikayesi o anda yaşandı ve yaşanacak. Koşup koşup duvara tosladığımız bir başlangıç ve yine aynı şekilde koşup koşup duvara tosladığımız bir son. Duvara tosladığında ya başlarsın ya bitersin.

Ve bugün önümde toslamaya yakın olduğum yeni bir duvar. Bu sefer aramızda uzun bir mesafe, bir koşu, bir hol, kanepeler, misafirler ve en önemlisi o sikik perde yok. Ben ve duvar tek başımıza, yavaş yavaş ve büyük bir özlemle. Kafamı da çevirsem, başka şeylere de odaklansam, adımlarımı da kaçırsam duvar ve ben baş başa. Hiç can acıtmadan, küçük, şefkatli narin bir dokunuş gibi karşımda. İki aşığı birbirini buluşu gibi, ilk defa el ele tutuşması gibi, alınlarını birbirine dayaması gibi, titrek dudaklarının birleşmesi gibi. Ne daha az, ne daha fazla. Bugün daha iyi anlıyorum ki tek bir an için yaşıyoruz. Bu koşular, koşullar, misafirler ve evler farklı olsa da hepimiz için bir duvar var, hem başlatan hem bitiren.

Ne anlatıyorum ben… Ne yapıyorum… Ne anlamı var… Bir gece vakti karanlık bir odada penceresi açık, ışıkları yanık insanları izlerken ne yazıyorum. Ne gerek var bu mektuba. Kim okuyacak bu mektubu ben dışında. O zaman sayın okur kusura bakma, sen de ben de biliyoruz kendini öldürmeyeceğini. Ölüm korkakların işi değildir ve sen tam bir korkaksın. Korkak olmasan zaten bu durumda olmazdın. Ne yani seni cesaretlendirecek olan şey bu mu? Bu… bu ne anlattığı belirsiz kelimeler mi? Sen kendini kandırıyorsun. 

Pencereler bir bir kapanmaya başladı
Işıklar bir bir sönmeye
Sanırım insanlar beni fark ettiler
Perdelerini üstüme örttüler

Bu gece soğuk olacak
Bir battaniye bulmalı
Battaniyenin altında uyumak kolay da
Nefes almak zor

Yorum bırakın