Written by

by Yavuz Turgul, 1996, 2h8min

Kaldı mı artık dağlarda eşkıya emmi, eşkıya artık şehirde.

Ben bu filmi hep Sarı Gelin’le karıştırıyormuşum onu fark ettim. Neyse beklediğimden daha kötü demek istemiyorum onun yerine dağınıktı demek istiyorum. Sahne geçişleri falan pek bir keskin, hatta öyle keskin ki acaba youtube’a falan atıldı diye makaslanan sahneler mi çok yoksa harbiden filmin kendi geçişi mi böyle arasında uzunca bir süre kaldım.

Ben daha özel bir film bekliyordum orası kesin. Bu kopukluk hali çok çalmış filmden. Film akmıyor, konu akmıyor. Filmde akmaya uygun çok done var ama çok tıkanıyor ne diyalog ne görsellik ne sahneler ne karakterler o tıkanıklığı açamıyor. ( özellikle ana karakterin uzun yıllar hapis yatmış olup dünya ve özellikle istanbul hakkında bir şey bilmeyip bir anda bozuk bir makine gibi kalması ve karakter özelliklerinin de bunu aşmaya yardımcı olmaması ana karakterin kendisini de başlı başına bir tıkanıklık olarak yetiştirmiş.)

Dönem dönem aha şimdi gelişecek aha şimdi büyüyecek gibi hissettirdiği anlar oldu. Şener Şen’in oyunculuk olarak normalin de üstüne çıkacakmış gibi gözüktüğü anlar oldu. Eşkıya’nın yanındaki karakterlerden büyüyecekmiş gibi gözükenler oldu. Ama hiçbirinde o seviye atlatacak adım gelmedi. Hep o sınırları zorladı film ama hiç geçmedi. Belki de geçmek istemedi kim bilir? Yani diyebilecek de pek bir şeyim yok, harcanmış bir potansiyel görüyorum.

60

04.07.2022

Yorum bırakın