Written by

En basitinden bu hafta yaşadıklarım ya da hayal ettiklerim. Normalde hiç huyum değildir ama geçen hafta nasıl olduysa oldu ve pazara gittim. Normalde nefret ederim o kalabalık ve kaotik ortamdan. Çocukken çok kez gitmekten bir noktada kırılma yaşadım ve hiç gitmemeye başladım. Hatta bu pazara gitmeme olayı üniversitede hem ekonomik hem de sağlıklı beslenme açısından beni baya zorlamıştır ama işte, inatçılık. Görmeyeli baya değişmiş pazarlar (tabi her pazar birbirinden farklı). Eskisi kadar kalabalık gelmedi, artık bağırmıyor pazarcılar, ki zaten bu pahalılıkta koca bir ülke matem yeri gibi. Kimsenin ne bağırmaya ne de cüzdanını açmaya takati var. Hiçbir tezgah eskisi kadar renkli ve dolu gözükmedi gözüme. Belki nostaljiktir belki ben renklerimi kaybetmişimdir, belki ülke renklerini kaybetmiştir. 

Yine boşuna uzatmaya başladım. Aslında pazar sadece olayın geçtiği yer daha fazla bir önemi yok. Bir elimde fasulye bir elimde pırasa poşetiyle bir yandan tezgahları takip edip bir yandan da insanlara, çadır direklerine ve arada bir bu karmaşanın içinden geçmeye çalışan şerefsiz motorlara çarpmamak için rota belirlerken bir anlık bir duraksadım ve kafamı kaldırdım. Beni duraksatan neydi, kafamı kaldırtan neydi bilmiyorum ama o kısacık anın içinde gözüm birkaç metre ötede kıyafetlerle dolu bir standa bakan bir hanımefendiye ilişti. Bu orta asyalı köklere sahip olduğunu düşündüğüm hafif çekik gözlü kadının insanı sersemleten bir güzelliği vardı.

O anda kaç saniye, kaç dakika, kaç yıl, kaç ömür kadına baktığımı bilmiyorum ama bir haftadır o anı tekrar tekrar kafamın içinde yaşıyorum. Yolumu kaybetmeye başladığımı hissettiğim anda biten o kısa sonsuzlukta en az 3 ömür çürüttük o hiç bilmediğim tanımadığım kadınla. O ömürlerin kimisinde yanına gidip numarasını aldım, kahve içtik beraber ki ben hiç kahve içmem çay söyledim kendime, çok çok konuştuk bazen türkçe bazen rusça (ki ben rusça bilmem aslında) bazen de tanımadığım başka dillerde. Bazen sahilde yürüdük, bazen orta asyayı gezdik, onun ve bir açıdan benim memleketimi gördük beraber. Ailesiyle tanıştım, evlendim, birkaç çocuk, mutlu mesut bir yaşam…

Kiminde başka bir pazarda gördüm onu, daha sonra başka pazarlarda aradım, her bulduğumda uzaktan izledim, tanışamadım. Bazen hasbelkader konuştuk o pazarlardan birinde, hiç sevmedi beni, ben ona daha çok bağlandım, o uğur oldu ben bekir… Kimisinde bir daha görmedim onu, hiç gelemedik yan yana, hep bir serap olarak kaldı aklımda, bir anlık hayal, bir ıstırap.

Yani demem o ki bir haftadır yerli yersiz her an aklıma geliyor o sadece 3 saniye gördüğüm kadın. Tüm hafif çekik gözlülüğünden, güzelliğinden, hiç bilmediğim ve asla bilemeyeceğim karakterinden, kimliğinden ve kişiliğinden sıyrılarak daha önce tonla başka yüze, vücuda, yüreğe sarmaladığım duygulara hayat veriyor bir süreliğine. Bunun kulağa ne kadar sapıkça ve sapkınca geldiğinin farkındayım ama fark etseniz de fark etmeseniz de hepimizin içinde böyle bir hayal kurma makinesi var. 

Yorum bırakın