Written by

Kafamızda bir makine varsa, gövdemizde de bir volkan var. Her an patlamaya hazır bir duygu volkanı. Çoğu zaman o derin duygu yani magma hareketleri bir olayla bir tecrübeyle patlar, etrafını yakar yıkar, bazen adalar yaratır, bazen verimli bir toprak, bazen de öldürücü bir kül bulutu bırakır ardında. Bendeki duyguların ise artık çok azı bir patlama ve hatta bir çıkış yolu buluyor. Çünkü benim volkanımın altında hayallerden oluşturduğum delikler var.

İçerdeki hareketlenmeler maalesef her zaman dışarı doğru değil bazen de içeri doğru patlar. Çok az dışına patlayan bir adam olarak patlamalar hep içeride oluyor artık. Her patlama içimde başka delikler açıyor ve açılan her delikle beraber magmanın toplanacağı bir yer, püsküreceği bir volkan kalmıyor ortada. Aynen yukarıda (i.m.8) anlattığım gibi ne zaman duygusal bir magma oluşmaya başlasa hayal makinesinin yarattığı deliklerden akıp gidiyor. Her akış o patlayacak duyguyu daha da değersiz kılıyor, her akıntı daha da, daha da unutturuyor duygunun kendisini ve şaşırtıyor insanı o duyguyu gerçekten hissettiğinde “acaba yapay mı gerçek mi?” (ne yabay mı). Bir noktadan sonra hislerinin ve duygularının anlamı kalmayan insanların içi böyle işliyor bence.

Magma üretmenin hayatta olduğun sürece bir sonu yok ama insan dediğin o etten kemikten volkan duygu magmasıyla dolmayınca binlerce yıl önce aktifliğini yitirmiş, heybetli, uzun, sert, ve ruhsuz bir dağ oluveriyor. Ama o ruhsuz kaya yığını bile en aşağılarda bir yerde hala magma ile haşır neşir olmaya devam ediyor. Ve her inaktif dağın beklenmedik bir anda patlaması gibi patlayacağı o anın hayalini kuruyor. Demem o ki benim hayallerim bir sapığın şizofrenik gerçekliği değil sadece yalnız bir dağın rüyası. 

Yalnız dağın rüyası
küskün tavşanla barışması
üstünde gezen bulutların
kendi dumanları olması

Tabi ruhsuz ve duygusuz bir dağ yaratmak hiç kolay değil bunun altını çizerim. Tüm o tektonik hareketler, altta magma, üstte hava, su ve toprakla olan o binlerce hatta milyonlarca yıl süren sürtüşme. Yavaş yavaş kırıla kırıla, itişe itişe giderek daha yüksek daha sağlam daha ruhsuz daha ağır var olmak. Tepesi insanlara uzak tanrılara yakın koca bir dağ olmak. Belki patlar, belki patlamaz, belki çoktan patlamıştır. Tabi kısa insan hayatı o uzun oluşma yıllarını taşıyabilecek güçte değil o yüzden dağ alegorisini bir kenara bırakıp biraz da çiçek alegorisi yapmak istiyorum.

Yorum bırakın