Written by

Yaş 25 burası yolun neresi? Yol nereye gider, yol ne zaman biter? Bugün doğum günümdü. İnsan hayatının anlamsız ama bir o kadar da anlamlı günlerinden. Hayatta en çok bu ne idüğü belirsiz anları seviyorum. Küçük insanların büyük günleri. Günü 2 sarılma, 3 arama, 3 banka mesajı ve 1 kuru pasta ile bitirdik. Tek şikayetim ve tek kırgınlığım hala bu günü hatırlayan insanların oluşu. Çünkü ben olabildiğince hatırlamıyorum bu günü. Ne kendi doğum günüm ne başkalarının doğum günü benim için herhangi bir önem ihtiva etmiyor maalesef. Sanırım birbirimizin hayatında zorla olduğumuzdan sanırım birbirimizi seçemediğimizden. Sanırım biraz zorunluluktan bu durumu göz ardı ediyorlar. Hiç doğum günü adamı olamadım. Hediye almayı hiç sevemedim ve öğrenemedim de. Kutlamalara karşı garip bir nefretim var. Değişimleri ve sürprizleri kaldıramıyorum. Yani kısacası prototip bir cehennem gibi doğum günlerim. Hem kendimi hem de karşımdakileri utandırdığım günler. Üstüme yakışmayan, varlığıma ters giden, bilmeden yürüdüğüm yolu bana hatırlatma gafletine düşen berbat bir gün. 

İnsanlara anlatamıyorum sanırım bir şeyleri, ve o şeyleri sadece o şeylerin saikiyle yapmayı. Ben üniversiteye asla iş sahibi olmak için gitmedim, sadece üniversite okumuş olmak için okudum. Diplomalar, gruplar, notlar, umrumda değildi ben orada olmak ve uzaklaşmak istedim ve bunu da yaptım 6 yıl boyunca. İzlediğim filmleri ve dizileri bir şeyleri yakalamak, popülerliği tanımlamak ya da seveceğimi düşünerek izlemedim hiç. Sadece izlemiş olmak için izledim. Kitaplar, oyunlar, insanlar, kurumlar ve eylemler hepsi sadece, salt ve duru saikleriyle varlar hayatımda. Şu an hala yaşıyor oluşum ya da canımı alacağım o gün sadece kendi başlarına varlar. Bir büyük sebep, bir derin plan bir amaç veya bir uğur yok aslında hiçbir şey için. 

O yüzden bu saikli-saiksiz gün benim canımı sıkıyor. Kendi saiki olmayan hep başkalarının saikiyle var olan bir gün. Doğum günleri o gün doğan kişi için değil onun etrafındakiler için varlar. Kendi boş içlerini etrafındaki insanlarla kaparlar. Doğan kişiye yolun neresinde olduğunu göstermez, yolun ne zaman biteceğini, yolun nereye gideceğini göstermez. Aynı hayatındaki yüzlerce binlerce günlerin göstermediği gibi. Yol aslında bir yere gitmiyor ve bitmiyor yol, çünkü bir yol yok ortada sadece yürümek var. Tüm o yer değiştirmeler, yön değiştirmeler, ağaçlar, binalar, insanlar ne yürüdüğün gerçeğini ne de yürüyeceğin gerçeğini değiştirmiyorlar. Maymun atalarımız bir ağaçtan diğerine yürüye yürüye evrimleşmiş derler. Sanırım o yüzden insan olarak yürümekten başka bir şeyi beceremeyiz.

Yorum bırakın