Written by

25 yıl… Yürümekle sürünmek arasında, gitmekle kalmak arasında, maymunla insan arasında 25 yıl. 25 yaşında biraz varsın biraz yoksun, biraz açsın biraz toksun, biraz yorgun biraz argın ama yine de hala hoşsun be. Gençliğin ve yetişkinliğin savaşı, birinden biri kazanacak ama kaybeden hep sen olacaksın. 25 yaş öyledir ki bir tarafını şairane şeyler yazıp yaşadığı o yüzeysel ve basit hayat sancısını süsleyip püsleyip allayıp pullayıp sonradan görme Kadıköy aşığı lümpen bir bar şairine özendirir, bir tarafını da her şeyi ama özellikle o şairi parçalamak, ağzını yüzünü kırmak, uzuvlarını sökmek, iç organlarını dağıtmak, dilini koparmak isteyen bir adama, ama şiddet olmaz diyorsan o şairin süslü püslü sözlerini ıslak, tok ve ağız dolusu “Senin o kıytırık derdinin, kıçı kırık şiirinin, sikindirik sanrılarını, olmadığın şey olma çabanın ve en çok da senin varlığının amına koyayım.” diyerek susturan bir vatandaş olmaya özendirir. 25 yaş işte biraz ondan biraz bundan. Şimdilik yavaş yavaş yürümeye devam tabiki durmak isteyene kadar ya da bir duvara çarpana kadar. 

Ama sikeyim bu yolu, sikeyim yürümeyi, sikeyim yürüyüp yürüyüp bitmeyen şeyi. Yol uzun değil benim gittiğim kadar var. Ne kadar gittiysem o kadar var. Ben varsam var ben yoksam yok. Her şey ama her şey benle alakalı ben ben ben ben ben ben… Ama başkaları için de aynen böyle sen sen sen sen sen… Halbuki hepimiz bir yoldaysak o zaman sabit tek bir şey var yol yol yol yol yol… Biraz daha böyle yazmaya devam edersem intiharla değil utancımdan ölücem o yüzden dur dur dur dur dur… Aslında ölmek için oldukça kötü bir sebep utanç. Çünkü utanç evrendeki en doğal olmayan duygu. Aslında temeli korkudan gelir ama hangi hayvan utanç yaşar, hangi bitki utanır bir kenara kaçar. En insan duygu, insanı en hayvandan ayıran duygu çünkü diğer insanlar olmasa olmayacak bir duygu. İnsanın insan olduğunu ve en önemli hayatta olduğunu en vurucu şekilde gösteren duygu. Ama bir yandan da insanı öldürür bu duygu be. Kaybolmak yok olmak istersin, ölmek istersin utancından ama aslında utanmayınca mı ölürsün? 

Aslında bugünün (hala doğum günü) en meşru sebebi çeyrek asır bana yetti intiharı olurdu. Pasta keserken ya da hediye açarken ya da telefonla doğum günü kutlaması alırken bir anda ve aniden, tüm duygularından sıyrılıp ilahi bir ses tarafından çağırılmış gibi etrafındaki her şey ve herkesten soyutlanarak tek bir eylemi yapmak için harekete geçmek. Her ne kadar yazarken kulağa hoş gelse de aslında oldukça kirli bir yöntem. Bir kere yalnız değilsin. Olurda birileri şaşkınlığından sıyrılıp farkederse, seni o transtan çıkarmak çok kolay olur. Pasta keserken olsa hem bıçak kirli hem de pastaya yazık hem de canın yanar ya. Telefonla konuşurken yapsan karşı taraf hat gitti zanneder senin ölümün bir telefon cızırtısında sıkışır. Hayır hayır o gün değil, belki o güne hazırlanırken olmalı, yalnız bir an olmalı, yüksek bir bina olmalı ve bir de manşet olmalı “Çeyrek asıra ulaşamadı, ölüme ulaştı”. Ama aslında bu manşet de pek uygun değil gibi he. Çünkü ben hiç 25 yıl yaşamış biri gibi hissetmiyorum. Ben en az yarım asır yaşamış biri gibi hissediyorum. Hatta bazen bir asır belki birkaç asır belki tüm insanlık tarihini heybemde taşıyor gibi hissediyorum. Tamam sonuncular biraz abartı ama hissettiğim yaş vardır en az bir 50. Bu şekilde yaşamaya devam edersem 50’den önce ölürüm ben kesin.

Yorum bırakın