Salak, salak, salak… Aptalsın sen aptal. Seni öldürücem. Seni de senin o salaklığını da öldürücem. Yok olacaksın. Vazgeçeceksin. Uyanmayacaksın. Seni ve seninle ilgili her şeyi öldürücem. Yavaş yavaş değil hızlıca, hemen, şimdi, tek seferde, belki çok seferde, yerde, gökte, kafanın içinde, bir kurşunla, bileklere atılmış iki kesikle, tüm vücudunu parçalayan bir çarpışmayla, kan kusturan ilaçlarla, kırık bir boyunla, ezik bir gövde ile, her biri bir yana saçılmış parmaklarla, mosmor olmuş ayaklarla, erimiş gözlerle, soyulmuş derilerle… Bir yatakta, bir sokakta, bir tuvalette, bir hastane odasında, bir bilgisayar kasasında, yıkılmış kolonların altında, asidiyle yıkandığın yağmurun altında, bir fabrika bacasında, sana özel açılmış bir çukurda, ciğerine dolan taş ve toprakta, gözlerini kapatan sicim ve demirde, yalayıp yuttuğun ateşte, kulaklarından fışkıran cıvada ve geri kalan her yerde cesedin, parçaların, anıların. Hepsi ve hepsi sadece senin için, sadece senin susman için. Aklımda gözümde burnumda kulağımda hislerimde bir daha olma diye. Bir rahat uyku uyumak için, biraz güneşlenmek için, bir kızakla karda kaymak için, bahar gelmiş bir ovada koşmak için ölmem lazım. Ben sen biz siz onlar. Kim ve nerede, nereye ve ne zaman, kaç kişi, kaç benlik, kaç psikolojik sorun, kaç son, kaç kelime, kaç harf sığar insanın içine. O zaman bir harf alayım. Bir harf daha. Kaç puan oldu?
On yüz bin milyar baloncuk içine sıkışmış bir adam. Gözlerimi kaçırdığım bir adam. Görmezden geldiğim bir adam. Kaldırımla bir olmuş, battaniyesinin rengine bürünmüş, sokak köpeklerinin kankisi, meydandan geçenlerin junkie’si, kirli iğnelerle bezeli çamur dolu yatağında ağzından köpükler çıkarırken kankisi olduğu köpeklere en yakın anında hediye kaplar gibi derisiyle kaplayıp dünyayı damarlarıyla düğüm atan bir adam. Şimdi bir kedinin avıdır o. Bir alevin kıvılcımıdır o. Saray yakan bir soytarı, kral olmuş bir köylü. Taşa saplanmış bir kılıçtır o. Kabzasından sallanan bir çift vücutsuz eldir o. Savaş alanında ellerini arayan bir cesettir o. Metal botlarına dolmuş çürük et parçalarıdır o. Top mermisiyle delinmiş göğsüne yuva yapmış kuştur o.
Öl artık öl, lütfen öl, nolur öl. Daha fazla yaşamak istemiyorum. Olmayan yüklerin altında ezilmek istemiyorum. Ya da kurtar beni. Kurtar beni bu kurt sürüsünden. Kurtar beni bu saatte 95 mille üzerime gelen arabadan. Kurtar beni bu ayağımı kapan makina dişlilerinden. Kurtar beni 4 uzvuma bağlanmış 4 ipin ucundaki 4 atlıdan. Kurtar beni bu dört yolun ortasında 5 parça olması gerekirken sadece bir kol ve taşlara sürtmekten parçalanmış kafasıyla bana bakan cesetten. Kurtar beni bu karanlık odada kafamı duvarlara vurma isteğinden. Duyacağı acıyla nefretini bastırmak isteyen bu küçük ve çıplak adamdan kurtar beni.
Öyle bir ölücem ki kanım kaplanacak tüm duvarlar. İnsanların dokunduğu her yerde ıslak ve yoğun bir iz olarak kalacağım. Herkesin üstüne yağan kanlı bir yağmur olacağım. Ama kimsenin haberi olmayacak bunlardan. Herkes aynı hayatını yaşamaya devam edecek tek bir farkla. Omuzlarında, bacaklarında, gözlerinin altında, belki parmaklarında, belki kulaklarında belki yanlışlıkla yutulmuş küçük bir parçayla iç organlarında, hep ben olacağım yanlarında. Kimsenin haberi olmayacak, kimse görmeyecek. Anlık bir iz her yere saçılacak.

Yorum bırakın