Üzerime bombalar düşsün istiyorum, uçaklar çakılsın, yer yarılsın, bir yanardağ yutsun. Vücudum kalmasın, sanrılarım kalmasın, aşağılık acılarım, boş kaygılarım, beni ben yapan hiçbir şey kalmasın. Ama olamadığım her şey olana kadar kalsın bu dünyada sanki lanetli gibi ve olduğum her şeyi sivri dişli parlak gözlü bir canavar yesin. Yesin ki bir daha ben olamayayım.
Bir sokakta kezzap atsınlar yüzüme. Sonra kessinler ellerimi bir orakla. Bir zinciri iki ucuna bağlasınlar ellerimi. Bir ortodoks rahibin boynuna assınlar o zinciri. O elinde tütsü ile yürürken alkışlasın ellerim her adımını. Ve toprağın altında elleri olmayan bir ceset toprak yuta yuta bağırsın. Desin ki “ Tebrikler sonunda buldunuz beni. Yüzyıllardır bu tütsünün içindeydim ve şimdi ellerim dağıtıyor size benliğimi. Siz bu tütsüleri koklayanlar artık kutsanmışsınız. Bundan sonra hayatlarınız mükemmel, topraklarınız bereketli, ceplerini dolu, ilişkileriniz anlamlı, çocuklarınız sağlıklı olacak. Hepiniz teker teker çekin beni içinize buradaki 24 kişi. Sen Igor Malkeviç kutsuyorum seni. sen Dima Valtskova seni de kutsuyorum. Sen ne olup bittiğinden habersiz bebek İlya Brasenko seni de. Aynı Auschwitz’de kutsadıklarım gibi. Kapalı bir alanda tüm ciğerlerinizi doldurarak kutsuyorum sizi sonsuzlukla.”. Cesetin sesi yükseliyor. Kendi mezarını aştı, yanındaki ağacı geçti, bir fırtınaya takıldı, karanlık ve şimşekli bir buluta dönüştü, büyüdü büyüdü ve tüm gözlerin görebildiği tüm gökleri kapladı ve bağırdı elleri olmayan ceset. “ Toplanın. Kıyamet günü geldi. Bu dünyadaki son anlarınız. Yanınızdakilere sarılın. Toprağı son bir kez ayağınızın altında hissedin. Son kez parmaklarınızı oynatın, son kez gözlerinizi kapatın. Çünkü bu andan sonra başka hiçbir an varolmayacak.”. Ve tüm insanlar, tüm cesetler, tüm dünya, tüm zaman, tüm mekan yok olur. Ama bir şey var. Bir şey var bu hiçliğin içinde, bir ses var karanlığın içinde. Zincir şıngırtılarına karışan bir alkış…

Maalesef beni hayatta tutacak duygulara artık tutunamıyorum ya da hatırlamıyorum. Bir zamanlar ne kadar kötü noktalarda olursam olayım hayatın iyi taraflarını en azından görüş açımda, bazen elimin altında, avucumun içinde bir yerlerde buluyordum. Fakat şu an bulamıyorum o duyguları. İçimde oluşturamıyorum, avcumda hissedemiyorum, göremiyorum. İçimdeki karadeliğe düşüyorum ve eğer bu duygular etrafımdaysa bile göremiyorum çünkü karadelik tüm ışığı yutuyor. Geçmişten gelen tecrübe ve bilgilerimle biliyorum bazı şeylerin iyi hisler bazı şeylerin kötü hisler olduğunu, fakat kalbimde artık en ufak fark bulamıyorum bu hislere. Annemin bana sevgi gösterdiği bir anda ya da babamla paylaştığımız bir anda hissetmem gereken şeyleri hissedemiyorum. Biliyorum iyi, sıcak, yoğun ve güçlü bir şeyler var orada, aklım bekliyor bunları bulmamı ama kalbimin pili bitmiş artık. Görmüyor, duymuyor, bilmiyor. Bu durum beni tepkisiz bırakıyor. Öyle anlarda sadece dalıyorum bir yerlere. Sanki o andan yok oluyorum, sanki siliyorum kendimi evrenden, içime dönüyorum arıyorum bakıyorum deniyorum… ve vazgeçiyorum. Dünyaya geri döndüğüm ise o an çoktan geçmiş artık. O anı kaybetmenin ve o andaki insanlarla bağ kuramamanın ağırlığıyla daha yoğun bir şekilde bir şeyler hissetmeyerek hayata devam ediyorum her seferinde.
Yorum bırakın