Written by

Her ne kadar bu mektubu kesin bir amaçla yazmasam da içimde ister istemez büyüyen bir beklenti oluşuyor. Ha, beklentimin de neye karşı olduğunu bilmiyorum ama bir şeyi biliyorum bu mektup hiçbir beklentiyi karşılayamaz. Belki biraz da bunun verdiği mahzunlukla yorgunum. Birkaç gün önce yazdığım kan ve hasret temalı yüksek duygulara sahip değilim şu an. Üstümde öfke nöbeti geçirip kendi de dahil önüne çıkan her şeye zarar vermiş bir çocuğun yorgunluğu var. Böyle nöbetlerin en güzel yanı hep bu yorgunluk anları olmuştur. İçindeki tüm o duyguyu kustuktan sonra gelen boşluk ve rahatlık. En güzel ve rahat uykular bu nöbetlerden sonra olur hep. Hele bir de öfkende haklıysan. Çünkü haklılık inanılmaz bir güçtür. Haklılık inanılmaz bir rahatlıktır. Öyle bir uyursun ki 12 saat hiç deliksiz. Sanki öfkesini değil de tüm yaşamını kusmuş bir ceset gibi huzurlu ve deliksiz uyursun. Uyandığında yaşananları unutmazsın ama sanki o duygular uçmuş gibi sanki bir tarih kitabı okuyormuş gibi hatırlarsın dünü. Duygusuz, nötr ve anlamlı. 

Hatta öyle bir uykudur ki bu normalde hatırlamadığın çoğu şeyi hatırlayarak uyanırsın. 13 Ocak 2002’de yediğin bir kurabiyenin tadını hatırlayarak uyanırsın. 7 Aralık 2013’de okulda dizini sıraya vurduğunda hissettiğin acıyı hatırlasın. 25 Ağustos 2005’de hangi ağaca ait olduğunu bilmediğin bir yaprağı inceleyişini ve daha nice anlamlı anlamsız, sıradan veya özel şeyleri hatırlasın. Sanki bir bilgisayar gibi tüm dosyaları en baştan tekrar okuyup, tüm sistemi yeniden inşa eder ve hayatına bazı varlığını farketmediğin ama yokluğunu hissettiğin eksiklerle devam edersin. 

Unuttuklarımız, travmalarımız, kişiliklerimiz, sıfatlarımız bazen yüzlerimiz, ellerimiz gözlerimiz çoğu zaman tanıdıklarımız, sevdiklerimiz, özlediklerimiz. Bir daha hatırlanmamak üzere önceden ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar eksilecekler ve farketmeyeceğiz. Bir his gibi arada bir gelecekler; tanıdık, şaşırtıcı, güzel ve rahatsız edici. Beyin kıvrımlarının arasından çıkacaklar, halının altından görünecekler. Ama sadece bir an. Küçücük bir an. Anlayamadığımız, kavrayamadığımız, yakalayamadığımız küçük bir an. Kaybettiğimiz, geride bıraktığımız, ulaşamadığımız bir rüya. Bu bizim rüyamız. Bu maktülün rüyası. Birileri veya bir şeyler tarafından katledilmiş, katilleri cezalandırılmamış, haklı, öfkeli ve ölü maktüllerin rüyası. O yüzdendir yoğun duygu patlamalarından sonra uzun uzun uyumamız. Bir ölünün uykusudur. Öldürenin öldürdüğü şeyin uykusudur. Kaybettiklerimizin uykusudur. 

Ve her maktulün rüyası bir katil doğurur.  Ve ne sebeple, kim tarafından olursa olsun asıl katil hep maktülün kendisidir. Neyi suçlarsan suçla, katil hep sensin. Çünkü maktule erişebilecek bir kişi var o da ne tesadüf ki maktulün ta kendisi. Başkalarını suçlamak tatlıdır, güçlüdür ve çoğu zaman haklıdır. Ben de çok suçladım. Anne, baba, arkadaş, mekan, zaman, okul, iş, o, şu, bu… Neyi suçlarsam suçlayayım hep aynı yere geldim aynı katili buldum, aynı maktulü gördüm. İnsanın kendisini ancak kendisi öldürür. Biri sizi öldürdüğünde ölürsünüz. Finito, bitti, son. Sonrası yok ya da bundan sonra ne varsa o. Ama kendini öldürdüğünde yaşamaya devam edersin. Saçma değil mi? Öleceksin ama yaşayacaksın. Aslında değil çünkü sadece katiller yaşar bu dünyada. Hayattaki herkes bir şekilde bir yerde kendinin katilidir. Katillerin dünyası burası. 

En iyimiz, en kötümüz, en masumumuz, en günahkarımız, en haklımız, en haksızımız, hepimiz katiliz. Bir şey olmuş herkes olamadığı diğer her şeyi öldürmek zorundadır. Her seçim bir katil binlerce maktul doğurur. Ve bu yüzden bu dünya… Bu katillerin dünyası sadece ölü kokuyor. En mutlu anında bile burnuna ölülerin kokusu vuruyor. Arkadaşların, kardeşlerin, düşmanların, ben, hepimiz ölü kokuyoruz ve bu koku beni ölmekten beter ediyor. Her geçen dakika ile birlikte olmadığım bir şeyi öldürmek, ve her saniye bir katil olduğumu bilerek yaşamak beni kurutuyor. 

Attığım her adımda kafamı bir yerlere çarpıp ölmeyi, ilk okulda merdivenlerden itildiğimde ölmüş olmayı, kayalıklardan düştüğümde boğulmayı, babaannemin balkonuna her çıktığımda kendimi atmayı, bir maganda kurşunu ile buluşmayı düşünüyorum her anımda. Kısacası ölümü düşlüyorum uzunca bir zamandır. Maktulün rüyası bu sefer harbiden ölmek.

Yorum bırakın