Kararsız anlarda insan sevdiklerini yanında istiyor, arkasında değil. Sevdiklerim sürekli bir aksiyon istiyor, bir hareket bekliyor. Kendilerince haklılar da ama beni nereye ittiklerini görmüyorlar maalesef. Birkaç yanlış adım ve… beni bir daha hiç göremeyebilirler. Ben sevdiklerim yanımda olsun istiyorum. Görmediğim yolları göstermelerini, düştüğümde kaldırmalarını, kaybolduğumda yalnız bırakmamalarını… İtilmeyi değil, bunu değil. Tüm hayatım boyunca itildim ben, hep bir yerlere çekildim. Benim olmayan, gücümün yetmeyeceği savaşlara sokuldum, paranoyak oldum, anksiyeteli oldum, depresyona girdim ama yanımda kimse yoktu, yanımda beni o savaşlara itenler yoktu. Onlar sadece arkamdaydı. Hayatımda bir defa kendi kararımı aldım onda da hata yaptım ama kendi yaptığım hatadan bile dönemedim çünkü itiliyordum gene. Ve şimdi yeniden itiliyorum. Büyümek için yuvadan itilmek lazım, doğru ama bu büyümeye dair değil yerleşmeye dair bir uçuş ve pek tabi ki kararsızım, ne istediğimi bilmiyorum. Çünkü bana istemek günah diye öğretildi yıllarca. Ben bakarızların çocuğu oldum hep. Duygularım, isteklerim, fikirlerim, kimliğim, benim olan ne varsa göz ardı etmesi en kolay şeyler oldu hep.
Tek diyebildiğim şey ‘yazık’ artık, yüzlerine isyan bile etmiyorum, artık soğuk da olsam kopmuyorum çünkü onlar gibi olmak istemiyorum. En çok neyden nefret ediyorum biliyor musun? Beni bir şeye ittiklerinde yüzlerindeki “Bak senin için neler yapıyoruz hala minnettar değil misin? Hadi niye atlamıyorsun.” bakışını. Arkanda birileri varken karar vermektense karasız ol, arkandakiler yanına gelmiyorsa sen en iyisi yalnız ol. Hem yalnız hem kararsız… sen en iyisi kendin ol. Tabi kendinin ne olduğunu bulabilirsen.

Bir de ben bir kuş değilim
ben belki bir ağacım,
belki bir çiçek,
belki bir sazlık,
kurak toprakta bir kaktüs
ama köklü
hep köklü.
uçmayı bende isterdim ancak
ağaç olmanın nesi kötü
rüzgarla dalgalanan ha tüylerim ha yapraklarım
yağmurla ıslanan ha gözlerim ha dallarım
güneş vurdukça tepeden
gökyüzü açık oldukça
bir bulut geçerse üstümden
ha kuş olmuşum ben, ha ağaç
ama köksüz hiçbir şeyim ben
Bana baktıklarında beni görmüyorlar.
Bir hayalet gibi içimden geçiyor bakışları.
Az biraz biliyorlar ben oradayım.
Ama o hayaleti gerçek yapmak için uğraşmıyor kimse.
Ve onlara göre bu benim suçum.
Hayaletin suçu.
Bir noktaya kadar da haklılar.
Ben gerçek olmaya çalışmadım,
ben kendimi anlatmadım,
öğretmedim kimseye kim olduğumu.
Ama hiç anlatmadım değil,
hiç çalışmadım değil,
hiç denemedim değil.
Hatta çok anlattım çocukken, gençken, sinirliyken.
Ama duyulmadım,
anlaşılmadım,
kabullenilmedim.
Bu sokak köpeği yarasını gösterip canını yaktırtmaz bir daha.
Bu ağaç dallarını uzatıp meyve vermez bir daha.
Bu köksüz, bu toprak, bu hava, bu bulut…
Olmaz
Bir daha olmaz
Yorum bırakın