Beni kadınlar büyüttü. Daha doğrusu tek bir kadın annem. Benim ne babam vardı, ne abim, ne amcam, ne dayım, ne de dedem. Hiçbir erkek beni büyütmenin yükünü sırtlamadı hayatta. Annem hariç… Ama o da bir yere kadar. Sonra büyütülecek hep başka birilerini buldu, yavaş yavaş bıraktı beni. Önce kardeşimi, o yetmeyince başkalarının çocuklarını ama onları da ben gibi hep bir noktaya kadar büyüttü. Babam yok değildi ama bir gün bile beni büyüttüğünü sanmıyorum. Hatta bazen sevip sevmediğinden bile emin olamıyorum. Sadece ben de değil, o aile dediğimiz şeye mensup hiç kimseyi sevdiğini düşünmüyorum bazen(bu biraz abartı). Biz hep onun günahı olduk sanki. Sanki hepimiz bir yük gibiydik onun taşımak zorunda hissettiği.
Bana kalırsa o sadece polisliği sevdi hayatında. Üniformasını giyip dışarı çıktımı, o artık ne oğuldu, ne baba, ne eş, ne de abi. Tüm yüklerinden kurtulmuş bir adam. Belki biraz bundan da sebep evde çok mutlu görmezdim onu. Ya şişelere sarılır, ya uykuya ama her zaman huysuzdur evde, hala huysuz. Babamın evdeki hallerinden en çok birini unutmam. Bir gün evde içmiyor ve uyumuyorken ve hatta biz de yanındayken Tolga Çevik’in programına hayvan gibi güldü, dakikalarca güldü, hiç huysuzlanmadan, yüzünü beleştirmeden güldü. Ben de güldüm onunla ama programa ya da babama değil, sadece onunla beraber gülebilmek için güldüm, sadece o anı paylaşabilmek için güldüm. Ve sordum kendime “Ben bir kere bile babamı bu kadar mutlu edebildim mi? Bir kere olsun babamı böyle güldürebildim mi?”. Cevabı ben vereyim edemedim, etmemeye de devam ediyorum.
Babam beni çok kez görmezden geldi, annemle çok kez mutsuz oldu, kendi babasıyla kardeşleriyle geçmişiyle çok kez kavga etti ama asla bırakmadı. Belki çok kez bırakmak, kaçmak, uzaklaşmak istedi ama bırakmadı. (Belki de bırakamamıştır ama o onun bileceği kısım.) Beni babam büyütmedi. Hala şansı var ama büyütmeyecek biliyorum çünkü geçmişte ben büyüttüm onu ve roller değişti bir kere. Ergenken görünmemenin, yamuk bir evliliğin içinde olmanın ve büyütülmemenin verdiği tüm öfkemi kustum ona, farklı ama hep doğru zamanlarda. Ve o büyüdü ve yaşlandı her kusuşta daha fazla. Artık emekli oldu, üniformasını bıraktı ve o zamandan beridir çöküyor görüyorum.

Ama ben kaldım arkada, onu napıcaz? Annem sadece çocukluğuma eşlik edebildi ya geri kalanı. Aynı babamda olduğu gibi çocukluktan sonra yüktü ailem bana. Ne zaman okul üniformamı giyip gitsem okula, bırakırdım yükümü arkada. Ama okulda da olamazdım tam anlamıyla. Fiziken olurdum evet ama kafamın içini asla toparlayamazdım. Hala da toplayamadım. Lise bitti üniversite geldi ve iyice uzaklaştım yükümden. Bu sefer hem evde hem okulda yalnızdım ve hiç beklemediğim bir şey oldu. Yalnızlık büyüttü beni. Zor oldu, yıkıcı oldu, her şeyimi bozdu ama büyüdüm ben yalnızlıkla.
Yüklerimi yük etmemeyi öğrendim, zaman zaman unutsam da. Öfkemi güç etmeyi öğrendim, bir süredir başaramasam da. Yalnız olmayı öğrendim, her an beraber olmayı arzulasam da. Kafamı toplamayı öğrendim, bu aralar kendi elimle tekrardan dağıtsam da. Yazmayı öğrendim, arada bir soğusam da. Ve ölümü öğrendim… Kimse ölmedi ama ben öğrendim işte. Onu arzulayacak kadar, ondan öğrenebilecek kadar, onunla büyüyecek kadar öğrendim. Ve o ne zaman gelirse öğreneceğim ondan daha fazlasını.
Demem o ki şimdi bu 26 yaşındaki bedenimin içinde 3 ben var. Bir tanesi annesi tarafından büyütülen ama ergenlikte yalnız bırakılmış bir çocuk. Yalnızlık tarafından büyütülmüş bir genç delikanlı. Ve ölüm tarafından büyütülecek bir yetişkin. Sahi sen ilk hangisini sevmiştin?
Yorum bırakın