
Bunca yıllık gereksiz, anlamsız ve önemsiz ızdıraplı hayatımda tek bir şeyi öğrendim. Gözleri okumayı. Gözler için kalbin aynasıdır derler, yalan söylemez derler ve doğrudur bu. Ben çocukluktan öğrendim bakışları okumayı. Böyle yazınca iyi bir şeymiş gibi görünebilir ama çok acı bir şey bu aslında. Bir çocuk ne olup bittiğini anlamak, doğruyu yanlışı görmek, belki biraz görülmek, bolca sevilmek için sürekli gözlerini arıyor başka insanların ve onları okumak zorunda kalıyor. Acaba ana babasından, arkadaşlarından falan yeterli sevgiyi alanlar hiç böyle bir yetenek kazanmışlar mıdır? Ben yani sevgisiz, daha doğrusu eksik sevgili çocuk kazandım. İlk başta sevilmek için kazandım bu özelliği, büyükleri anlayıp istediklerini yapıp belki bir aferin belki bir teşekkür belki bir sevgi görmek için. Ne acı, bir köpek gibi yaşamak daha çocukken. Zaten senin olması gereken şey için çabalarken. Daha küçücüksün hiçbir şeyi anlamıyorsun ama bir şeylerin farkındasın, bir eksiğin farkındasın, ne acı.
Önce anne babasını, okul başlayınca da hocalarını memnun etmeye çalışan bu köpek ne gariptir çoğu zaman o yabancılarda daha fazla sevgi ve görünürlük buldu. Ebeveynleri için uslu bir köpek olmak ona daha fazla yalnızlık getirdi. “Bizim köpek çok usludur, hiç ısırmaz, sağı solu dağıtmaz, kenara köşeye işemez, yemek ver su ver tamam işte. Okulda da başarılı bizim köpek yani uzun lafın kısası bize pek ihtiyacı yok.” dedirtir bu köpek ama ihtiyacı vardır. Herkesin ihtiyacı vardır.
Bu memnun etmeciliğin en büyük eylemi uslu olmaktı ve ben çok uslu bir köpektim. Usluluğum bana özgürlük ve yalnızlık getirdi ama okulda hocaların sevgilisi yaptı. Tabi hocaların sevgisini de abartmamak lazım. Bu köpek onların elinden geçen bilmem kaç bininci köpek, bu köpek yüzlerce türlü köpek arasından sadece bir diğer köpek. Bu köpeği çoğunluktan farklı ama yalnız yapmayan özelliği hocaların iş yükünü azaltıyor olmak, aynı evdeki gibi. Bu durumun okuldaki farkı çok fazla köpek oluşu ve bu çoklukta hocalara bir umut, bir hayal sunan ender şeylerden biri olmanın getirdiği, daha fazla ilgi görmek. Ebeveynler genelde az sayıda köpeğe sahip olduğundan bu usluluğu kanıksarlar. Bu kanıksamalar da genelde çocuklarda ebeveynlere karşı farklı formlarda başka kanıksamalar olarak geri döner.
Bu köpeği uzun bir zaman önce öldürdüğümü üzülerek söylemek zorundayım. Lisede ortalama bir öğrenci, üniversitede iyi ama sonunu getirememiş bir genç ve 2 yıldır hiçbir şey yapmayan, umutsuz, uğursuz, ruhsuz bir aylak ve büyük ihtimal hayatı boyunca öz nefret, yetersizlik, utanç, depresyon ve intihar düşünceleri ile dans edecek bir yetişkin olarak diyorum ki: özür dilerim. Hala uslu bir köpek olsaydım en azından hayata dair bir amacım ve mutlu olacak bir şeylerim olabilirdi ama yok. Asıl özürüm bana umutlarını bağlayan önce aileme sonra hocalarıma olsa gerek. Biraz da, usluyum diye ilgisini çaldığım diğer köpeklere. Bana harcadığınız umutlarınızı; çoban diye hor gördüğünüz, fırıncı diye küçük gördüğünüz, ana babası yok diye sadece acıdığınız, gözleri bozuk diye kendinizi yormadığınız, fiziken küçük diye zorbalanmasına göz yumduğunuz, kötü bireyler olacağına erkenden karar verip kaçtığınız, öğretmen odalarında dalga geçtiğiniz, aç olduğunu bilip ekmeğinizi paylaşmadığınız, yalnız olduğunu bilip kulaklarınızı kapattığınız, buna değmez deyip ağzınızı kapattığınız ve daha nice köpeklerinize… Pardon öğrencilerinize harcasaydınız çok daha kazançlı olurdunuz bence. O yüzden iki taraftan da özür dilerim.
Bugün o köpekler iyi yada kötü yalnız ya da beraber öyle ya da böyle birey olarak varlar ve yaşıyorlar. Peki bu umutların ve beklentilerin öznesi olan ben köpek ne yapıyor dersiniz? Tuzak soruydu o köpek öldü. Bu şey, elinde bir defter ve bir kalem, önünde çok da kötü olmayan bir manzara, depresif yorgun ve bitkin küçük bir teras odasında parazit gibi yaşamanın inceliklerini yazıyor. Demiştim o köpek öldü, ben o köpeğin cesedini yiyen bir solucan, bir kurtcuk, bir parazit. Beynini yiyorum o cesedin, anılarıyla besleniyorum ve yine aynı beynin içine sıçıyorum yediklerimi.
Yorum bırakın