Written by

Tabi bu benden büyüklerin gözleriydi. O hayatını anlamlandırmaya çalışan ve üstlerinden bir sevgi görmeyi bekleyen küçük köpek diğer köpeklere de bakmaktan geri durmuyordu. Yalan olmasın onların gözlerini anlamak yetişkinlerinkini anlamaktan daha zordu. Daha neyin ne olduğunu bilmeyen bu gözlerin arkasındaki duygu ve mana renkleri, bir ebru sanatı gibi oraya buraya savrulduğundan onları anlamak zordu. Kimlikleri, kişilikleri, benlikleri oturmamış köpekcikler. 

İnsan ne kadar bilinçli de olsa hayvandır en nihayetinde. Bir yerde bir türden çok fazla birey varsa o sürüde birbirine dost olandan çok düşman olan vardır. Bende bu köpekciklerin arasında ilk defa bana düşmanca bakan gözler gördüm. Sürüye sonradan gelmiştim. Babam memurdu. Evimiz şehrin içindeydi. İmkanlarım onlardan fazlaydı. Çoğundan daha akıllıydım. Çoğundan daha yetenekli. Çoğundan daha uslu hocaları tarafından daha sevilendim. Ama onlardan katbekat tecrübesizdim ve sürü olmayı bilmiyordum. Sürüden farklı olanın dışlanacağını bilmiyordum mesela. Küçük ve mutlu bir köpek olarak diğer herkesin de mutlu, masum ve küçük olduğunu sanıyordum. İlk defa düşmanca gözler gördüğümde onların ne anlama geldiğini bilmiyordum. Ama sürü tecrübeliydi. Benden daha uyanıklardı, benden daha organize, benden daha öfkeli ve benden daha fazla. En nihayetinde olur olmadık bir sebepten sürünün lideri beni afaroz etti. Daha 8-9 yaşındayken afaroz kelimesini hayatımda duymamışken afaroz edilmiştim işte ve afaroz insanın gözlerini açıyormuş. İşte bu dönemde köpeklerin hem dost hem düşman olabildiklerini öğrendim. 

Kemal sürünün lideriydi. Ne o gün ne bugün öyle olduğunu düşünmesem de sanırım kendini benden daha aşağıda görüyordu. Ailesi çiftçiydi, dersleri benden kötüydü, benden daha haşarıydı ve bence bana baktığında gördüğü şeyi o da tam bilmiyordu. Ama kendince öfkelenmekte haklıydı çünkü bu öfke bilmeden sınıfsaldı. Daha çok erken bir vakitte sınıf kavgasına burjuva olarak başlamıştım işte. Bana kalsa en ufak bir burjuva tarafım yoktur ama sınıfsal olarak Kemal’den yukarıda olduğum doğruydu. Ama eminim bugün Kemal’le beni yanyana koysak onun sahip olduğu şeyler benimkinden daha fazladır. 

Kemal’i suçlamıyorum. Dediğim gibi öfkesinde bence de haklıydı. Bugünlerde bende o masum, akıllı ve uslu köpekten nefret ediyorum. Ama o zamanlar pek anlamlı gelmiyordu bu düşmanlık. Onlardan farklı değildim bence. Yabancıydım evet ama onlardan daha zengin, akıllı, uslu değildim. Onlar gibiydim. Bende bir küçük köpekciktim işte. Ama şimdi görüyorum farklarımızı. En önemlisi sınıfsal farklarımızı. Her ne kadar yakın da olsa sınıf kavgası her zaman anlamlıdır. 

O afaroz ayları ve belki yılları gözlerdeki öfkeyi, yabancılığı, düşmanlığı, yakınlaşmak isteyip yakınlaşamamayı, uzaklaşmak isteyip yok edememeyi, konuşmak isteyip konuşmamayı, susturma isteğini, otoriteye boyun eğmeyi, sürüyle bir olmayı, sürüden ayrı olmayı, umursamamayı ve utanmayı öğrenerek geçti. Ama sürü tam bir bütün değildi. Beni dışlamayan, sürüyü takmayan, bana daha benzeyen farklı gözler de vardı. O gözlerden en çok öğrendiğim şey cesaret oldu. Belki beni bir köpekçik olarak o kadar da sevmiyorlardı ama sürüye karşı gelmek cesaretiyle benim anlamım da değişiyordu. Bu yapılanı yanlış bulan, farklılığı yabancı görmeyen, otoriteyi siklemeyen ve belki acıyan gözleri de yine o dönem öğrendim. 

Şimdi durup düşünüyorum da, daha o yaşlardan bu kadar büyük şeyleri öğrenmek ne garip şeymiş. Bazen neden olduğumdan yaşlı hissettiğimi sorup duruyorum kendime. Daha en baştan sebebi belli değil mi?

Yorum bırakın