Written by

Ve kaderin bir cilvesi, karakterimin ve varoluşumun değişmez öznesi olan yine yeniden okul ve sosyal çevre değişikliğine maruz kalıyordum. Her ne kadar Aynı ilçenin içinde olsa da bu değişim, biraz daha büyük olmanın getirisiyle farklı şeyler görmemi sağladı gözlerde. Merak…

Hikayeler genelde nasıl başlar bilirsiniz. Ya biri bir yolculuğa çıkar ya da bir yabancı kasabaya gelir. Ben onların hikayesindeki yabancıydım. İlk yabancılık deneyimim değildi ama artık tecrübeli olmanın verdiği bilgilerle o yabancılık bariyerlerini daha kolay görüyordum. Buradaki bariyerler ilkinden daha sertti ama hali hazırda afarozdan gelen bir yabancı olduğum için çok da umursamıyordum bu bariyerleri. Umursadığım bariyerlerin ardından bakan gözlerdi. Bu kahverengi, siyah, mavi, yeşil, kızlı erkekli gözler tarafından sürekli izlenmenin rahatsızlığını, ne olduğunu tam bilemeden, hissediyordum. Kasabadaki herkes temkinliydi yabancıya ama merak da oradaydı. 

Yabancı akıllıymış söylenenlere göre, yabancı bence salak duruyor biraz, yabancı pek agresif sanki, bence hoş bu yabancı, lan ben bu yabancıyı tanıyorum annemin arkadaşının oğlu, ben de tanıyorum o da benim gibi polis çocuğu, bu yabancı beni sınıfın tahtından eder mi, bu yabancı bizim gittiğimiz yerlere gider mi, bu yabancı bizi anlar mı, bu yabancı iyi top oynar mı, bu yabancı bu sınavı geçer mi… Sürekli yabancı, yabancı, yabancı… Susmayan gözler gözler gözler… O anda farkettim. Ben hep yabancı oldum bu hayatta, ve insanlar bana hep böyle baktılar. Ama işte ilk kez anlıyordum o gözlerde gördüğüm şeyleri. İnsanların gözleri konuşuyordu bana ve hep konuşmuşlardı önceden de ben anlamasam bile. Sadece şimdi anlıyordum gözlerin sözlerini ve anlıyordum tam o an, ben sadece yabancı olabilmiştim hayatta. Nasıl da safmışım, nasıl salakmışım, nasıl farkına varmamışım… Salak ben, salak ben, yabancı ben. 

E haliyle bir çocuk gibi yabancı olmamak adına her şeyi yaptım. Bazen dövüştüm, bazen top oynadım (ama iyi), bazen tacize varan şeyler yaptım o küçük aklımla (iğreniyorum özür dilerim), bazen kızlarla kavga ettim, bazen arkadaşlarıma küstüm, bazen de onlar bana küstü ve ölesiye korktum bir daha afaroz edilirim diye, sürekli sokakta oldum eve gitmedim (sanırım evde olduğumdan daha huzurluyum diye), bazen aşık oldum, bazen aşık olundum ama farketmedim, bazen ağladım çoğunlukla sinirden ve bazı şeylere gücüm yetmediğinden, en gerekli en önemli yerlerde hatalar yaptım farkında olmadan ve daha böyle tonlarca şey yaptım ki yabancı olmayayım. Ve başardım. Gözlerde çoğunlukla arkadaş ve dosttum artık, ara ara da düşman. Belki biraz haset gördüm gözlerde, belki biraz gıpta, biraz aşk da vardı, biraz küçümseme de ama yabancı yoktu. Kimilerinin ‘gıpcık abe’si kimilerinin Engin Başkomiser’i kimilerinin ‘abılla’sı ama yabancı değil. Farklı mı evet ama yabancı değil taki tekrar gitmek zorunda olana kadar. 

Tekrar gideceğimi ve yabancılığın beni hiç bırakmayacağını 8. sınıfta dershaneye gidince hatırladım. Ben yine birilerinin yabancısıydım burada ama birilerinin tanıdığı olduğumdan onlar da benim yabancılarımdı artık. Bu sefer çok kasmadım tanınmak için ve biraz da yorgunluktan umursamadım o insanları. Çünkü tekrar gitmenin korkusu ve depresyonu içimdeydi, yoruyordu beni. Belki de evdeki huzursuzluğun yansımasıydı bunlar ama ordalardı işte. Liseye gidecek, başka bir şehirde bambaşka insanlara yabancılık edecektim ama en kötüsü tanıdıklarımı kaybedecektim. O zamana kadarki lakaplarımdan sıyrılacak, belki başka lakaplara özne olacak, belki de lakapsız kalmaya alışacaktım. Lise gelecek ve başka yabancılar bulacaktım ama beklemediğim bir yakınlıkta tanıdığımı sandığım yabancılar bulacaktım asıl.

Yorum bırakın