Written by

Ne kadar uğraşırsan uğraş, ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan çalış, ne kadar çabalarsan çabala, o his hep kalbinin arkasında. 10 yıldır yavaş yavaş hep daha fazla her gün daha büyüyerek orada. Herhangi bir şey herhangi biri bir söz, bir ses, bir düşünce (aslında düşününce bunların hepsi sadece düşünce) ve o his uyanıyor. Zaten hiç uyumuyor aslında. Hep beni bekliyor. Ben uyanınca çalışmaya başlıyor. Bazen unutturuyor kendini ama yolunu bulup yine yine yine orada işte. Bu sadece kaygı anksiyete stres gibi genelleşmiş bir şey değil, bu terimler uymuyor ona. Bu parazitin içindeki parazit. Beni tükettikçe tüketiyor, tükettikçe büyüyor, büyüdükçe içime sığmıyor ve bir gün (belki de çok yakın bir gün) içimden çıkacak, ben dediğim her şeyi parçalayarak. Geçmişimi yedi geleceğimi yiyor ve şimdiyi kaçırıyor. 

Sanki korku gibi ama hayır bu korku değil. Bu kadar basit şeylere korku diyemez insan ki korku böyle altta kalan bir duygu da değil. Korku sürekli değil, bu kadar uzun değil. Artık bu hissin kendisi canımı sıkmıyor. Bu hisse bir isim bulamamak canımı sıkıyor. Bu hissiz, bir dönemimi dahi hatırlayamamak canımı sıkıyor. Bu hissin yerinin kalbimin arkası olması canımı sıkıyor. Yok muydu sanki başka organ? Neden illa kalbimin arkasında olmalı bu şey. Neden içinde değil mesela. Neden akciğerimde bağırsaklarımda parmaklarımın ucunda ya da başka bir yerde değil. Neden bu herkesin o karnında, şakaklarında, ciğerlerinde ve kalbinde hissettiği şeylerden değil? Kalbim iyi, belki biraz hızlı atıyor arkasındaki şeyle ama iyi. Ciğerlerim iyi, nefes almakta sorunum yok ama o arkadaki şey sıkıştırıyor oraları. Tüm organları birbirine yakınlaştırıyor, rahatsız ediyor. Nefret ettiğimiz komşularımız gibi. Ve bu komşunun adını bilemek… en çok bu delirtiyor beni. 

11 Mart gece 1 sularında içimde büyüyen yine aynı his. Niye belki bir şeyler olur diye, belki bir şey yaparım diye. Sanırım bir tahminim var. Artık kalbimde yer kalmadı ve insanları kalbimle akciğerlerim arasındaki boşluğa sıkıştırmaya başladım. Her kararda onlarla beraberiz her anda yan yanayız ama artık kalbimde değiller ve kalbimde olmayan her şey rahatsız ediyor beni. Ya bir yolunu bulup kalbe geri sokmalı onları ya da uçurumdan atmalı onları. Yoksa belli onlar bu vücudu parçalarına ayıracaklar. Maalesef başka bir yol göremiyorum. 

Ah ah başından sonuna yapayalnız yaşasaydım hayatı, şimdiye ya çoktan ölmüş kurtulmuştum ya da çok güçlü bir adam olup kurtulmuştum. Ama bu yarı özgür yarı tutsak, yarı yalnız yarı kalabalık, yarı sakin yarı gergin, yarı köylü yarı şehirli, yarı entelektüel yarı cahil, yarı öfkeli yarı huzurlu yani her şeyin yarısı adam varya… işte o adam bir insanın olabileceği en kötü şey. Çünkü yarım adamın yarım insanın yarım şeyin varlığı yok. (bir yarım ekmek döner olsa ne iyi giderdi şimdi.)

Bu his yapacağım hiçbir şeyle uyuşmuyor malesef ama yine de yapacağım şeylerle besliyor kendini. Ama hissin kendisi yapacaklarıma ya çok büyük geliyor ya da çok küçük.

Yorum bırakın