Written by

Ben tarihçi değilim, ben siyaset bilimci değil, ben ortalamanın bile altı dümdüz bir vatandaşım. Biraz ortanın soluyum, çokça adalete açım. İmamoğlu’nun davalarıyla başlayan ve bu nereye gittiği hem belli hem de belli olmayan olaylar üzerinden çok şeyler yazmak istiyorum. Ama hiçbir işe yaramayacağını biliyorum. Umutsuzum, uğruna savaşılacak o şeyi göremiyorum o yüzden umutsuzum. Ama umutsuzluğumdan çok öfkeliyim, uğruna savaşılacak o şeyi göremediğim için inanılmaz bir öfke ile bezeliyim.

Uğruna savaşılacak şey olan Türkiye artık pek de Türkiye değil. Ergenekon FETÖ Darbe marbe derken bir başkanlık seçimi geldi her şeyimizi elimizden alıp gitti. Artık bir vatandaş olarak demokratik yollarla yapabileceğimiz bir şey kaldığını hiç zannetmiyorum. Mitingler, eylemler, oylar, sandıklar bizimmiş gibi görünen ama asla bizim olamayan şeyler artık. Türkiye artık böyle bir ülke değil maalesef. Her 20-30 yılda aynı şeyleri yaşayan bir millet olarak yine siyasi elitlerin içinde bulduk kendimizi. İktidarıyla muhalefetiyle sadece kendi çıkarlarını gözeten bir elitler grubunun arasında didinip duruyoruz. Bu sefer bir fark var ama devlet o bildiğimiz devlet değil. Maalesef yazacağım bu cümleden hicap duyuyorum, midem bulanıyor ama ROK ile aynı düşünüyorum.

“ordunun, polisin, jandarmanın, hakimlerin, savcıların yüzde 75’i son 10 sene içinde göreve başladı. hepsi sıfır kilometre.
bu bambaşka bir rejim, yepyeni bir devlet artık…
2016’da ikinci cumhuriyet ilan edildi ama kimse farkında değil…”

Bizim gibi gözüken ama bizim olmayan bir devlet var artık. Bir hükümetin eliyle yoğurduğu, gelenekleri kalmamış, büyüyeceğim diye kendini satmış bir devlet bu. Baştan ayağa çürümüş, varlığını yitirmiş, her adımda daha da çok silinmiş ve adına Türkiye diyebileceğimiz neredeyse hiçbir şey kalmamış bir ülke burası. Bize ait hissettirmeyen, bizden nefret eden, bizi istemeyen bir sistem.

Ve biz. O en acı mesleğe sahip Türkler. Etnik bir köken değil Türklük. Bu ülke sınırları içerisinde insanca ve onurlu yaşamak isteyen her insan Türktür Türkiye’de. Biz kendimizi unutmuştuk. Geziden beridir ortalarda yoktuk. Her geçen yılla beraber bölündükçe bölündük. Bugüne geldiğimiz de ise o kadar çok bölünmüşüz ki sıfatlarımız düşüp yine bütünleşmişiz. 3 kıta var artık Türkiye’de. Birincisi rejimciler; rejim ile büyüyen ondan beslenen paraya tapan kazanmak için her şeyi yapan dışarıya bağımlı rejimciler. Onlar statülerini korumak, taht oyununda daha fazla alan güç kazanmak, herkesi kendine köle yapmak isteyen köleler. İkincisi ayrı rejimciler. Onlar da aynı diğerleri gibiler, sadece daha az paraya daha çok güce taparlar ve rejimden kopardıklarıyla kendi rejimini kurma derdindedirler. Üçüncüsü bizler yani idealistler. Bu ülkeyi bir atanın hayalindeki gibi görmek isteyen. Kendine muasır medeniyet demek isteyen. En basitinden güvenlik isteyen, adalet isteyen, özgürlük isteyen hem görünür hem görünmez bir yığın. Herkes bir tarafa geçmiş kendince bekliyor harekete geçecek zamanı ve bu süreç içerisinde herkes birbiri tarafına çekmeye çalışıyor insanları. Ama sanki rejimciler birbirlerinden yana çekmeye çalışırken insanların kollarını kopartıp devrimcilerin yanına düşürüyorlar gibi. Acı olansa bu kamplara ayrılmış olmak. Bu kamplarda var olmak zorunda olmak.

Yorum bırakın