by Tarık Buğra, 1963, 05.11.2023

# Kitap şu ana kadar bazı şeyleri iyi yapmakla birlikte bazı şeyleri de bilerek yanlış yapıyor. Bir nevi tarafsız bir noktadan her iki tarafın (kuvvacılar -osmancılar) küçük bir cephe içindeki yansımalarını anlatsa da bazı gerçekleri görmezden geliyor. Osmanlıyı ve osmanlıya olan bağlılığı bu kadar pozitif bir noktadan anlatmak osmanlının son 100-200 yılında yaşanan tonla isyanı, unutulmuş tebaayı, saraya sıkışmış hanedanlığı göz ardı ediyor. Tamam bu kadar geniş bir perspektiften ve yıkıcı bir noktadan almasın ama tam da kitabın geçtiği dönemlerde halk açlıktan kırılıyor, yapayalnız ve tehlikede fakat Akşehir’de sanki savaş bitmiş her şey normale dönmüş ve ülkenin geri kalanında yaşanan o tonla şey sadece dilde birer hikaye gibi. Böyle bir ortamda toplumun duygu dünyasını bilerek tam açıklamayıp her şeyi hocanın yönettiği özerk bir duygu dünyası üzerinden anlatmayı ben pek normal karşılayamıyorum. 

# Müftü beyle Menderes’in benzerliği görenleri şaşırttı. 

# Yazar gerçekten Kurtuluş efsanesini belki nötr ama kesinlikle farklı yönlerden anlatmaya çalışıyor hatta çoğu zamanda bu konuda iyi iş çıkarıyor ama bu mukaddesçiliği, osmanlıcılığı bir türlü içinden atamıyor. “Bu en efendi düzenin meyveleri hiçbir zaman kardeş kardeş paylaşılmadı” derken kimse kimseyi kandırmasın çünkü 1- bu toplumlar hiçbir zaman birbirlerini tam olarak kardeş olarak saymadı 2- bu düzen hiçbir zaman en efendi düzen olmadı çünkü kardeş kardeş paylaşmanın tamamıyla zıttı bir düzen olarak var oldu. Efendinin düzen olduğu yerde kardeşlik mi olur?

Tarık Buğra

Çok güzel bir kitap. İyi yazılmış ve özellikle de çok görmediğimiz bir noktadan yazılarak farklı bir kitap olmayı başarmış. Bu farklı perspektifin getirdiği bir zorunluluk olarak nötr kalmaya, tarafsız görünmeye de çalışan bir kitap ama…

Aması şu ki yazar kitabı kendi pençelerinden bırakamamış. Ne kadar tarafsız ne kadar nötr olmaya çalışsa da bu nötrlüğü kendi görüş ve amaçları için kullanmaktan geri kalmamış.  Yani bu her insan yapımı şey için üç aşağı beş yukarı böyledir ama burada direkt olarak kitabın ana temeline saldırıyor bu durum ve kitabın kimliği kullanım amacıyla çatışıyor. Çoğu zaman yazar kitabın akışını engelleyip kendi görüşlerinden bir demet sunuyor. Bunun en belirgin örneği mesela daha Ankara’ya geleli bir gün bile olmamış Küçük Ağa’nın bir anda kendi kafasında siyaset tiradları atması. Kısa kısa da atmıyor bir atıyor 4 sayfa 5 sayfa. Ne demeye çalıştığı da bence pek anlaşılmıyor. Öyle ya da böyle bir şekilde ve sürekli olarak kurgu bir kitaba gerçek bir dünyanın siyasal görüşlerini empoze etme çabası benim gözüme batıyor. Evet konu yaşanmış, bu taraflar gerçekler, varlar ve bu birlik içindeki karşıtlık çok çok keskin olarak hala mevcut fakat bu durum böyle bir anlatının içinde ne kadar olmalı ve anlatının önüne ne kadar geçmeli, bence bu kadar geçmemeli. Hiç kıvırmaya da gerek yok bu arada gözüme batmasının en en büyük sebebi sunulan görüşlere karşı oluşum. 

Tarık Buğra’nın siyasi görüşünü bilmiyorum. Osmanlıcıysa osmanlıcı, mukaddesçiyse mukaddesçi, bambaşka bir şeyse o görüş ama kitap içinde özellikle benim gerici diyeceğim gelenekselci karakterlerin aşırı pozitif yazılışına (özellikle Küçük Ağa) karşın diğer tarafın çok daha dar bir perspektiften yazılmasını ben pek doğal bulamıyorum. Edebi açıdan sürekli olarak anlatılan tarafın orası olması burada farklı bir perspektif arayan kitabın yine orayı göz ardı etmesine yol açabilir fakat hem bu kitap hem de daha tonla kitabın yazılmasının en büyük sebebinin o taraf olmasını kabullenememeyi ben kitapta hissediyorum. Belki haksızlık ediyorumdur, belki tam tersi bir anlayışla yazılmıştır kitap ama bana geçirdiği şey genel olarak bu. Tüm bunlara rağmen çok değerli bir katip olduğunu kabul etmek lazım.

küçük ağa

Not: Demeden edemicem bu herkese eşit noktadan yaklaşıp, tarafsız görünüp alttan alta fikir aşılama, kendi görüşünü, tarafını övme işi tam bir siyasal islamcı taktiği. Tarık Buğra öyle midir bilmem ama kitapta yapılan tam anlamıyla budur. 

Not 2: Kitapta kadının sadece adı var. Sadece eş, ana ve kız olarak varlar. Emine en çok öne çıkan kadın (en fazla 2 sayfası hadi 3 sayfası vardır) o da kitap boyu aşk mastürbatörlüğünden başka bir şey olarak kullanılmıyor, kitabın sonunda da çöpe atılıyor. 

Not 3: Salih nerde be abi. Yani bu karakter Küçük Ağa’dan bile önde kitabın anlatısında ona bir son kesinlikle yazılmalıydı. 

79

15.11.2023

Yorum bırakın