
Yaşadığın yer İstanbul ya da Ankara değilse hakkında yazmaya hiç gerek yok. Antalya’ya ne yazabilir ki insan. Muğla’ya Denizli’ye hangi sıfat yakışacak. Bu şehirlerin hangi sokağı hangi evi hangi ağacı diğer iki şehrin bir yaşı kadar anlamlı.
Çanakkale gururludur mesela, Hatay acılı, Şırnak ağlıyor doğudan batıya batıdan doğuya. Van bugün soğuk, Trabzon’da yağmur var, Sivas kocaman bir dağ, Bursa’da gülüşmeler var, Eskişehir’de bir kitap açıldı.
Ama İstanbul… Ah İstanbul.
Ama Ankara… Ah Ankara.
Sizin hikayeniz, sıfatınız, geçmişiniz, bugününüz insandan ibaret kardeşim insandan. Hepimiz oradayız işte sizinle. İkinizde de yaşamak aşkı bambaşka. İstanbul’da boğaza karşı ağlaması. Ankara’da aslanlı yolda yürümesi. İkiniz de grisiniz aslında gıpgri. Sanki tüm siyahlarla beyazları yutmuş gibi. Ama biriniz sanki kıskandırır gibi diğerini mavi yeşil takmış takıştırmış etrafına… Öbürünüz toplamış tüm umutlarımızı o gri sokaklarına parlıyor kıpkırmızı. Diğer şehirler üzgünüm, hepiniz güzelsiniz kendince ama Türkiye iki yerden ibaret biri İstanbul diğeri Ankara.
İnsan dediğin de zaten iki şeyden ibaret, biri İstanbul diğeri Ankara.
Ben iki şeyden ibaretim biri İstanbul biri Ankara.
Halbuki hiç gitmedim Ankara’ya, hiç görmedim sokaklarını, hiç tatmadım grisini. Ama umutlanmaktan da vazgeçmedim Ankara’dan, yoksa nasıl aşık olurdu bir koca adam. Ben İstanbul’dan hep nefret ettim. Hiç sevmedim kalabalığını, binalarını insanlarını ama aşık olmasam boğazına nasıl yeşertirdi umutlarımı bir koca adam.
Geçmişle gelecek birbirine bakıyor yüzlerce kilometre öteden. İkisi de birbirinin dilinden anlamıyor ve bir ateş yanıyor Anadolu’da, her yeri saran. Bir çocuk doğuyor herkesi gören. Bir dere akıyor herkesi temizleyen. Ve bir dağ, bir dağ ki heybetli herkesi eziyor. Ve bir ses… Bir ses duyuluyor. Biri bir hikaye anlatıyor. İki şehri de ağlatacak, iki şehri de anlatacak.
Yorum bırakın