by Derviş Zaim, 1996, 1h15min
Röşavata, roleşata, roşameta… Bu kelimeyi söylemekte, Türkçesini ifade etmekte sıkıntı çekiyorum.

Neden bu kadar bilindik bir film olduğunu anlayabiliyorum. Çünkü gerçek bir film. Olaylar gerçektir değildir gibi değil ama evsizliğin, meczupluğun, deliliğin ucu bucağı biraz bu filmdeki kadar olduğundan gerçek (biraz bakınınca gerçek bir karakteri anlatıyor yazılanlara göre ama derinine inmedim). Şarapçılarla dost olursun yine en çok onları yakarsın. Evsiz dostun soğuktan ölür en beklenmedik anda yalnız kalırsın. Sana el uzatırlar bir delilik yapar mahcup olursun. Bir eroinmana sevdalanırsın, ona yardım edersin o da seni kullanır çöpe atar. Öyle üşürsün öyle acıkırsın ki bir arabanın motoruna, bir tavus kuşunun kanadına muhtaç olursun.

İşte bu açıdan gerçek bu film. Olay örgüsü normallikten uzak bile olsa gerçek değil diyemezsin kendisine. Çünkü Mahsun gibi insanlara dünya ne vermiş ki o normal dediğimiz bir takım sınırların içinde kalsınlar. O yüzden belki tasvip etmesem de Mahsun yaptıklarını anlıyorum. Bunun yanında benim pek beğenmediğim filmi, neden beğenmediğimi de anlıyorum ama açıklamaya gerek duymuyorum. Özellikle diyaloglar arasındaki kopukluğa akıl sır erdiremiyorum bazen ama onun üzerinde de durmuyorum. O dönemki sinemamızda niye böyle bir stil oturmuş onu da pek anlamıyorum. Yani anlayacağınız ben bazı şeyleri anlamıyorum ama bazen de bazı şeyleri anlıyorum, bazı şeyleri umursuyorum bazen de umursamıyorum.


Yorum bırakın