
Bucak’ta anneannemin evindeki diğer 5 insandan ayrı olduğum bir odada, sağ kolum koltuğun tırabzanına dayalı elimde telefon oturuyorum. Ve bir an kendime dışarıdan bakıyorum. Gördüğüm kişi 26 yıllık bir bedene sıkışmış küçük bir çocuk. Korkuları, acıları ve sevdalarıyla bekliyor. Beklemesi, beklenecek bir şeyler kalmayana kadar sürsün istiyor ama biliyor ki her bekleyiş bir sonraki bekleyişe ulaşır. Korkuyor… Haklı olarak korkuyor. Hiç bilmediği tatmadığı denemediği bir şeyin korkusu bu.
O anın içinde ben sanki insan değilim de bir sis bulutuyum. Buluttan ara sıra ışıklar saçılıyor. Belli ki içerdi şimşekler toprağa ulaşmada kendi içine çakıyor. Ama dışardan bakınca o da her şeyden farksız. Dışardan bakan ise gülümsüyor bu her andan farksız ana. Diyor ki içinden “işte, insan olmak bu”. Dışardan bakınca insan olmak çok ağır geliyor ona. Daha ne anlar, ne acılar, ne korkular ve ne sevinçler var. Dışardan bakınca daha da ağırlaşıyor 26 yıl.
27’ye az kaldı. 8 gün sonra askere gidiyorum. 8 yıl önce ise kim bilir nerelerdeydim. Yalan olmasın ben biliyorum. 8 yıl önce de yine kendi içimde bir yerlerdeydim. Belki o zaman da şu an olduğum gibi korkak ve endişeli bir bulutun tekiydim. Ve bugünden bakınca bırak bir 8 yılı daha bir 8 günüm dahi olacak mı bilemiyorum. İçimde daha dün doğmuş bir büyüme isteği, kulağımda geç kalmışlığın bozuk sesleri ve karşımda bana bakan ben.
İnsan uzun soluklu olacak şeylere bağlamalıymış insanlığını. Kalemler, defteler, kitaplar ve ekranlar bir gün biter mi? Sanmam. Bitse de ben görmem en azından. Madem bitmeyecek benim insanlığım neden böyle hissediyorum. Neden kara bir bulut gibi yaşıyorum hayatı ve neden kendime dışardan bakan bir çift göz kadar hissediyorum kendimi. İnsan olmak bu kadar mı? Ne oldu onca tecrübeye duyguya ve fikre. Onlarda bir kalemin bir defterin bir ekranın içinde kayıp mı oldular insanlığım gibi. Ya da ben hiç insan olmadım da hep kendimi mi kandırdım kalemlerde defterlerde ekranlarda kitaplarda.
Kafamda hep kötüye varan hayaller kuruyorum ve “ben bunları hak etmedim” diyemiyorum. İçten içe sakin ve kendinden emin bir sesle “Engin sen tam olarak bunları hak ediyorsun. Çünkü senin iyi bir şeyi hak etmişliğin yoktur ve hiç de olmayacaktır.” diyorum. İnsanın kendine karşı olan bu acımasızlığı dışardan bakınca yersiz ve gereksiz geliyor. Bulutun içinden bakınca da bu kötüye varan gerçeklere karşı tek hayata tutunma aracı gibi geliyor. Sanırım kendime daha acımasız olmak için yaşamaya devam ediyorum. Bu yolculukta beni dışardan izleyecek benlere de selam ederek sözlerimi sonlandırıyorum.


Bir Cevap Yazın