Yoruldum… Artık kendi öfkemden yoruldum. Her şey normal ve sakin giderken küçük, küçücük bir sebepten tüm öfke vanalarımın patlamasından yoruldum. Dolaba yumurta yerleştirirken iki tanesini düşürdüm diye duvar yumrukluyorum. Ki bu bile oldukça bastırılmış bir tepki yoksa kesin dolabı falan parçalardım. Hatta biraz daha zorlasam kendimi bile öldürebilirdim. Belki de zorlamama gerek yoktur aslında. 2 yumurta düşürdüm diye kendimi öldürmek… tam bana yakışırdı.
Düşünsene Beykoz’da yanlız yaşadığım dönem. Zaten dışarı çıkmayı sevmiyorum ama evdede yiyecek bir şey yok. El mecbur markete gidiyorum. Yolda ayağım kayıyor az kalsın düşüyorsun ama düşmüyorsun. Bir kuple sövüp yoluna devam ediyorsun. Markete giriyorsun bomboş. Biraz geziyorsun bir bakmışsın market yine dolmuş. Ne yaparsın sürekli ayağını sürüyorsun göt kadar markette insanlara çarpa çarpa alacaklarını alıyorsun. Tuz ararken aynı dayıyla üçüncü defa çarpışıyorsunuz ama içine sövüp devam ediyorsun. Güç bela her şeyi kasaya getiriyorsun kasada yine o mendebur karı. Neyse kalabalık olduğundan seni pek darlamıyor ödeyip çıkıyorsun.
Sokağına geliyorsun merdivenin başına geliyorsun ama geçecek yer kalmamış. Üst komşu senin olmadığın 15 dakikada evde atacak ne var ne yok dizmiş merdivenin başına. Söve söve güç bela bulduğun boşluklardan kapına varıyorsun ama kapı açılmıyor. Güneşten gevlemiş gene full pvc kapın, tekmeleyip kırmamak için kendini zor tutuyorsun ama zorlaya zorlaya açıyorsun. Terin soğusun, öfken geçsin diye orda hiç hareket etmeden oturuyorsun. İki üç dakika sonra eşyaları alıp mutfağa geçiyorsun. Her şeyi çıkarıp diziyorsun en sona yumurtaları bırakmışsın. Dolabın kapağına dizmeye başlıyorsun ama kapak durmuyor sürekli arkaya arkaya gidiyor. O da yetmez gibi buzluktan su akmış dolabın altı ıslak, çorabın ıslanmasın diye uzaktan uzaktan koyuyorsun. İki elinde ikişer yumurta koymak için dönüyorsun. Koymaya çalışırken kapak kaçıyor kaçmasın diye tutmaya çalışırken bir elindeki yumurta düşüyor. O düşerken refleks olarak onu tutmaya çalışırken ötekini de düşürüyorsun. Ve iki yumurta da yere saçılmış şekilde dona kalıyorsun. Öyle donup kalmışken gözüne ıslanmış çorapların çarpıyor, dolabın kapağı arkaya kadar açılmış gıcırdıyor ve öfkeden gözün kararıyor.
O an aklına çok önemli bir şey gelmiş gibi hiçbir şey hissetmeden çıkıyorsun mutfaktan. Nereye gittiğini hangi odaları gezdiğini hatırlamıyorsun ama elinde bir urgan ip var. Salondaki lambaderin altında bekliyorsun. Lambaderi bir usta gibi söküp ipi oraya geçiriyorsun. Bir ucunu kafana geçirecekken ulan not yazacaktık diyip kağıt kalem almaya gidiyorsun. Düğümü tekrar kafandan geçirip başlıyorsun yazmaya. “Ben Engin, x ayının x günü xx:xx saatinde yarım saat önce aldığım 15’li yumurtayı dolaba koyarken iki tanesini düşürmem üzerine kendimi öldürüyorum.” yazıp kendini salıyorsun. Akşama doğru annenler merak ediyor seni tüm gün telefona bakmayınca. Üst komşuyu arıyorlar o inip bakıyor ama kapıyı açan yok, ses yok bir şey yok. Gece polisler geliyor kapıyı kırıyorlar, sabahına morgdan alıyorlar cesedini.
Nasıl iyi mi? İşte ben bu yok edici öfkemden yoruldum. Ya da yorulduğum için mi bu kadar öfkeliyim bilmiyorum ama vu bok her ne ise ben bundan yoruldum. Belli ki ben sağlıklı düşünebilen bir adam değilim. Dışardan bakınca bu konfor alanımmış gibi görünen şey aslında benim kafesim ve en rahatsız edici şeyim. Yumruk attığım duvardan özür dilerim. Yine de bugün pek ortalarda gözükmesem iyi olur sanırım.



Bir Cevap Yazın