SİSİFOS SÖYLENİ (LE MYTHE DE SISYPHE) [ÇEVİRİDEN YANA]

Il faut imaginer Sisyphe heureux.

by Albert Camus, 1942, 21.07.2025

+ Çevirisi çok direkt ve küt. Bir Türkçeleştirme çabasından çok motamot çeviri çabası var. Bu durumda ana metinde olduğunu tahmin ettiğim edebi yetkinliği söküp atmış gibi duruyor. Kimi zaman hem okuması hem de anlaması zor olabiliyor. Türkçe bilmiyormuş gibi olduğum çok an var ama aslında problem Fransızca bilmiyor oluşum.

Sisifos Söyleni… Ne arıyordum ne buldum sorusuna kesin bir cevap veremiyorum. Belki anlam, belki derinlik, belki kesinlik arıyordum. Ama bulduklarım bunları tam tersi. Buradaki anlam o mu bu mu derken buldum kendimi hep. Bazen yüzeysel basitliği kitabı derin kılıyor, bazen de kompleks derinliği onun ağırlığını götürüyor. Ve kesin cevaplar veriyorsa bile ben hep ikili cevaplar görüyorum kitapta. Problem bunda kitabın etkisinin çok az olduğunu düşünmem. Sorun çevirideymiş gibi hissetmem.

Bu denemenin edebiyat ödülü alması garip değil. Saf bir düşün yazısı değil aynı zamanda edebi derinliği de olan bir yazı olması onu ödüle değer kılmıştır. Fransız edebiyatının felsefik, edebi ve varoluşçu önemli yazılarından biri bence buradaki hali gibi kopuk, bazen anlamsız ve estetik olmayan bir biçimde yazılmamıştır. Buna emin gibiyim ama bunun deneyini yapmaya şu an ihtiyaç yok. Belki bir örnek üzerinden kendimi açıklayabilirim o da; “one must imagine sisyphus happy” cümlesinin anlam ve ağırlığı ile “sisifos’u mutlu tasarlamak gerekir” cümlesinin anlam ve ağırlığının ne kadar uyumsuzluğu olabilir. Biri zihninin kapılarını zarif ve mağrur bir hamle ile açarken diğeri taşı taşa vurup ekmek çıksın diye bekleyen bir vahşi gibi. Belki çok kişisel bir pencereden bakıp çok iyi bir çeviri işini kötülüyorumdur ama benim deneyimimi baltaladığına eminim.

Neyse işin biraz daha temel kısmına inersek kitaptan hayat absürttür ve bu absürtlüğü deneyimlerken bunun farkında oluyoruz diye mutlu mu olmalıyız diyor. Yoksa hayat absürt ve anlamsız, biz de bunun farkındayız ve bu yüzden sürekli bu absürtlük ve anlamsızlıktan mutlak kurtuluşu mu düşünmeliyiz anlamı çıkıyor karar veremiyorum. İlki kitabın anlatmaya çalıştığı şeye daha yakın geliyor ama ikincisi kitabın anlattığı şeye daha doğru geliyor. İntiharı düşünmek felsefenin en önemli sorusu. Hayatın yaşamaya değer yanı absürtlük ve bunun farkındalığında yatıyorsa hayat pek de yaşamaya değer olmayabilir gibi. Ama Camus’nun bu farkındalıktan ve uyumsuzluktan güç aldığını, o güçle geçmiş ve geleceğin içini boşaltıp tanrıyı öldürdüğünü ve kendini şimdinin tanrısı yaptığını anlayabiliyorum. Yani en azından ben böyle bir şey anlıyorum fakat bu gücün bile bir şeyleri yaşamaya değer kıldığını düşünmüyorum.

Kendi yaşamıma bakıyorum ve seçim yaptığım ya da yapmadığım her şimdimden nefret ederken buluyorum kendimi. Lakin kendimi ne zaman şimdiden de ayırırsam, garip bir huzura eriştiğimi düşünüyorum. Şimdinin tanrısı değil hiçbir şeyin parçasıyken kendimi güçlü hissediyorum. Mutlu bir Sisifos’u değil duygusuz yuvarlanan bir kayayı düşünürken kendimi huzurlu hissediyorum. Kimse kayanın mutlu olup olmadığını sormuyor ama kayanın duygularının zaten ne önemi var ki?

6Çizili

+ Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak. pindaros 0sf.

+ Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin sorusuna yanıt vermektir. 21.sf

+ Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. 22.sf

+ Kendini öldürmek bir anlamda melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Ama örneklemeleri fazla ileri götürmeyelim de bilinen sözcüklere dönelim. Yalnızca “çabalamaya değmez” demektir kendini öldürmek. Yaşamak hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. Birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerin birincisi de alışkanlıktır. İsteyerek ölmek bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir derin neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir. 23.sf

+ Kötü nedenlerle de açıklansa, açıklanabilen bir dünya bildik bir dünyadır. Buna karşılık, birdenbire düşlerden, ışıklardan yoksun kalmış bir dünyada insan kendini yabancı bulur. Yitirilmiş bir yurdun anısında ya da adanmış bir toprağın umudundan yoksun olduğu için bu sürgünlük çaresizdir. İnsanla yaşamı, oyuncuyla dekoru arasındaki bu kopma, uyumsuzluk duygusunun ta kendisidir. 24sf

+ Kimi durumlarda neler düşündüğü konusunda bir soruya kişinin “hiç” yanıtını vermesi bir yapmacıklık olabilir. Sevilen yaratıklar bunu iyi bilirler. Ama bu yanıt içtense, boşluğun çok şeyler anlattığı, günlük devinimler zincirinin koptuğu, yüreğin kendisini yeniden düğümleyecek halkayı arayıp da bulamadığı şu garip tinsel durumu belirtiyorsa, o zaman uyumsuzluğun ilk belirtisi gibidir. 31.sf

+ Yalnız bir gün “neden?” yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. “Başlar”, işte bu önemli. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır gerisine yol açar. Gerisi bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından da sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme. 31.sf

+ (insan hem kendine hem dünyaya absürttür. önemli olan buna ne kadar devam edebildiğidir.) 34.sf

+ Sokrates’in “kendini tanı” sözünün değeri, günah çıkarma yerlerimizin “erdemli ol” sözünün değerini aşmaz. 37.sf

+ Ama uyumsuz olan, bu usa aykırı ile çağrısı insanın en derin yerinde çınlayan bu çılgın açıklık isteğinin karşı karşıya gelmesidir. 39.sf

+ Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun bir anlamı olmazdı çünkü dünyadan bir parça olurdum. Bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. Öylesine önemsiz olan bu us, işte beni tüm evrenin karşıtı yapan bu. 66.sf

+ Beden sevgi yaratım eylem insan soyluluğu bu dünyada yerlerini yeniden alacak o zaman. İnsan orada büyüklüğünü besleyen ilgisizlik ekmeğini ve uyumsuzun şarabını yeniden bulacak sonunda. 66.sf

+ Böylece kendi kendinden istediği yalnızca bildiğiyle yaşamak elindekiyle yetinmek araya kesin olmayan hiçbir şey sokmamaktır. 67.sf

+ Bundan önce sorun yaşamın yaşanmak için bir anlamı bulunması gerekip gerekmediğiydi. Burada tersine yaşam anlamdan ne kadar yoksun olursa o kadar iyi yaşanacağı çıkıyor ortaya. 67.sf

+ Günü gününe yaşayan insan uyumsuzla karşılaşmadan önce amaçlarla, bir gelecek ya da haklı çıkma (kime ya da neye karşı sorun değil) kaygısıyla yaşar. Şanslarını ölçüp biçer, daha sonraya emekliliğine ya da oğullarının çalışmasına bel bağlar. Yaşamında yönetilebilecek bir şeyler bulunduğuna inanır hala. Gerçekte tüm bu olaylar bu özgürlüğü yalanlasa bile, özgürmüş gibi davranır. Uyumsuzun belirmesinden sonra her şey sarsılmış durumdadır. Bu ben varım düşüncesi her şeyin bir anlamı varmış gibi davranışım ( yeri geldikçe hiçbir şeyin anlamı olmadığını söylesem bile) tüm bunlar her an gelebilecek ölümün uyumsuzluğuyla baş döndürücü bir biçimde yalanlanır. Yarını düşünmek kendine bir amaç seçmek yeğlemeleri olmak tüm bunlar özgürlüğe inancı gerektirir, bazı bazı insan onu duymadığını iyice anlasa bile. Ama şu anda bu üstün özgürlüğün bir gerçeğe temellik edebilecek tek şey olan var olma özgürlüğünün, evet işte bu özgürlüğün bulunmadığını çok iyi biliyorum. Ölüm tek gerçek olarak durmaktadır önümde. Ondan sonra iş işten geçmiştir. Sürüp gitmekte de özgür değilim, tutsağım, hem de ölümsüz devrim ümidi bulunmayan horgörüye başvuramayacak olan bir tutsağım. Devrim ve horgörü olmayınca da kim tutsak kalabilir? Ölümsüzlük güveni olmayınca tam anlamıyla hangi özgürlük var olabilir? 70.sf

+ Yaşamın bir amacı olduğunu düşlediği ölçüde erişilecek bir amacın gereklerine uyuyor özgürlüğünün tutsağı oluyordu. Böylece olmaya hazırlandığım bir aile babasından başka türlü davranamazdım. Başka bir şey olmaktansa bu olmayı seçebileceğime inanıyorum. Buna bilinçsiz olarak inanıyorum orası doğru. Ama aynı zamanda konutumu beni çevreleyenlerin inançlarından, insansal çevremin önyargılarından alıyorum. Tinsel ya da toplumsal her türlü önyargıdan ne kadar uzak durursak duralım bir ölçüde etkilerinde kalırız hatta yaşamımızı bunların en iyilerine uydururuz. Böylece uyumuz insan gerçekten özgür olmamış olduğunu anlar. Daha açık konuşmak gerekirse umut ettiğim ölçüde bana özgü bir gerçeğin, bir varoluş ya da yaratış biçiminin kaygısnı duyduğum ölçüde sonra yaşamımı düzenlediğim ve böylece onun bir anlamı olduğunu benimsediğimi tanıtladığım ölçüde kendime engeller yaratır yaşamımı bu engellerin içine kapatırım. 71.sf

+ Uyumsuz şu noktada aydınlatır beni : yarın yoktur. 72.sf

+ “Dua düşüncenin üzerine karanlık basınca başlar.” de Alain. 77.sf

+ Sonrasızlığı yadsımamakla birlikte, onun için hiçbir şey yapmayan. Böyle bir özlem duymadığı için değil, cesaretini ve usunu buna yeğ tuttuğu için. Birincisi kendi dışındakilere başvurmadan yaşamasını elindekiyle yetinmesini öğretir, ikincisi kendi sınırlarını gösterir ona. Sınırlı özgürlüğünden, geleceksiz başkaldırısından, ölümlü bilincinden kuşkusu olmayınca serüvenini yaşamı süresince sürdürür. Alanı burasıdır kendisininkinden başka her yargıdan uzak tuttuğu eylemi buradadır. Daha büyük bir yaşam bir başka yaşam anlamına gelmez onun için. 81.sf

+ Başka bir deyişle onu için sorumlular bulunabilse bile suçlu yoktur. Fazla fazla geçmiş deneyimden gelecekteki davranışlarını düzenlemek konusunda yararlanmaya razı olacaktır. 82.sf

+ Ama umutla yaşayan insanlar iyiliğin yerini cömertliğe sevginin yerini erkekçe susuşa, kaynaşımın yerini yalnız cesarete bıraktığı bu evrene pek ayak uyduramazlar. 86.sf

+ Don Juan’ın edim alanına soktuğu şey niteliğe değer veren ermişin ahlakına karşıt bir ahlaktır, bir nicelik ahlakıdır. Nesnelerin derin anlamına inanmamak uyumsuz insanın özelliğidir. 88.sf

+ Uyumsuz insan zamandan ayrılmayan insandır. 88.sf

+ Şunu da o kadar iyi bilir: büyük bir aşkın etkisiyle her türlü kişisel yaşama sırt çevirenler belki de zenginleşirler, ama aşklarının seçtiği kimseleri hiç kuşkusuz yoksullaştırırlar. Bir annenin tutkulu bir kadının yüreği kurudur ister istemez, çünkü dünyaya sırt çevirmiştir. Bir tek duygu bir tek varlık bir tek yüz ama bir şey yenilip bitirilmiştir. 88.sf

+ Don Juan’ın seçtiği evrende gülünçlük de vardır. Cezalandırılmayı da doğal bulurdu o.[…] Yazgı bir ceza değildir. 90.sf

+ Bir gün gelir ya gözlemi ya eylemi seçmek gerekir. İnsan olmak derler bunun adına. 102.sf

+ Söylüyorum size yarın silah altına alınacaksınız. (harbiden de silah altına alınıyorum) 103.sf

+ Bir tek eylem vardır yararlı olan: insanı ve yeryüzünü yeni baştan düzetecek eylem. 103.sf

+ Dünyanın uyumsuzluğunu sürdürmekte metafizik bir mutluluk vardır. 11.sf

+ O zaman bu evrende yapıt bilincimizi ayakta tutmak ve onun serüvenlerini görüp göstermek için tek şansımızdır. Yaratmak iki kez yaşamaktır. 112.sf

+ Her şey açık görüşlü ilgisizlikle başlar. 112.sf

+ Kişi mutlu yaşamak için para kazanmak ister sonra bir yaşamın tüm çabası ve en iyi yanı bu paranın kazanılmasında toplanır. Mutluluk unutulmuş araç da amaç sayılmıştır. 119.sf

+ Tanrının gerekli olduğunu var olması gerektiğini sezer. Ama var olmadığını ve var olamayacağını bilir. “Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun” diye haykırır. 122.sf

+ Bunca acı deneyime karşın ilerlemiş yaşım ve ruh büyüklüğüm her şeyin iyi olduğu yargısına götürüyor beni. ” Dostoyevski’nin Krilov’u gibi Sofokles’in Oidipus’u da uyumsuz yenginin “formülünü” verir böylece. 140.sf

+ Mutluluk ve uyumsuz aynı yeryüzünün iki oğlu. Birbirlerinden ayrılamazlar. Yanlışlık mutluluğun ikke de uyumsuzun bulunuşundan doğduğunu söylemek olurdu. Uyumsuz duygusunun mutluluktan doğduğu da olur. 140.sf

+ Sisifos’un tüm sessiz svinci buradadır: yazgısı kendisinindir. Kaya kendi nesnesidir. 140.sf

+ Sisifos’u mutlu tasarlamak gerekir. 141.sf

Bir Cevap Yazın

DELüZYONELo sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin