İ.M.28 [NEDEN SADECE KÖTÜ]

Nehirler, denizler ve solgun gözler.

Şöyle bir geriye bakınca yazdıklarımda hep bir hüzün, öfke, boğucu – kasvetli bir hava ve melankolik bir nostalji var. Öyle bir yazıyorum ki sanki her şey çok kötü her şey çok karanlık gibi. Ama aslında değil. Çünkü hayat böyle bir şey değil. Hatta yazdığım kötülerin çoğu aslında kötü bile değil. Bir çoğu kötü olmayacak küçük şeyler mesela. Bir çoğunun içinde güzel bir an, tatlı bir tecrübe, iyi bir ders ya da parıltılı bir şey bulmak olası. Ama benim baktığım yer güzel şeyleri görmeye pek izin vermiyor gibi. Güzel şeyleri yazmakta, pozitif kelimeleri kullanmakta zorlanıyorum hep. Ne kadar güzel şeyleri de yazsam arkalarında bir yerde hep o melankoli gözüküyor.

Bunu bilerek yapmıyorum. Aklıma bir şeyler geliyor ve ben de yazıyorum. Bulduğum kelimeler, yazının gittiği yerler, içindeki anlamlar bir amaca veya plana bağlı değil. Doğal bir akış içinde yazıyorum. Yolunu kendi çizen bir nehir gibi yazı ve ister istemez sürekli denize ulaşmaya çalışıyor. Buradaki deniz ise o bilindik melankoli, yetersizlik ve yalnızlık denizi.

Peki bu akışta ben neredeyim. Ben denize akan suyun üstünde mi ilerliyorum ya da zaten bu denizin içinde miyim? Yoksa ikisini de oluşturan yağmur bulutları mıyım ben? Hiç göller yok mu bu yerde? Hiç üstünde biten renkli otlar, çiçekler onlarla beslenen hayvanlar yok mu? Bir ağaç yok mu mesela burada, koca bir çınar sanki 100 metre? Peki bu dünya nasıl var oldu? Koşullar mı burayı oluşturdu yoksa koşulları yorumlayan ben mi? İnsanın kendi ile dışarının koşulları arasındaki çizgi tam olarak nerede başlar? Dışarının koşulları olmadan içerinin kendisi var olabilir mi?

Bir süredir bu soruların üstesinden tek bir şekilde geliyorum. Kendimi öldürerek. Bir intihar mektubu yazarken böyle bir ölümü beklemiyordum desem yalan olur. Kendimi gerçekten öldüremeyeceğime dair bir korku hep var içimde. Lakin yazdıkça, durdukça, hayatta kaldıkça, kendimle ilgili şeyleri yavaş yavaş öldürdükçe kendimi de öldüreceğimi umuyorum. Ama sürecin böyle olacağını tahmin etmemiştim. İnsan kendinde bir şeyleri öldürdüğünde bir acı duymalı sanki. Bir kesiğin acısı gibi, belki bir patlamanın şok dalgası gibi, bir kuvvet, bir tepki, bir sarsıntı… Ama bir şeyleri öldürüyorum ve bir ölü gibi hiçbir şey hissetmiyorum.

Hala tam anlamıyla ölü değilim. Tepkiler koyuyorum, bir şeyler hissediyorum, fikirler kusuyorum ama bunları yapanın ben olduğumdan emin olamıyorum. Sanki vücut ve akıl ve kalp ve his ne yapıyorsa yapıyor ben ise arkada bir yerde sessizce izliyorum. Sanki bir ölü gibi. Ve mutlu veya mutsuz, ve ben veya koşullar, ve gerçek veya yalan… hepsi aynı şey gibi duruyor buradan. Ucunu bucağını göremediğim, nereye aktığını bilemediğim bir nehir. İçinde hala ölecek bir şeyler var mı?

Bir Cevap Yazın

DELüZYONELo sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin