Burada insan her şeyi unutuyormuş. Önce adımı unuttum, 339 oldum. Sonra günleri unuttum, şafak 160-150-140 oldu. Saatler içtimalara, uykular eğitimlere karıştı. Güneşin altında saatlerce oturup beklerken insan nasıl düşünürdü, unuttum. Bazı bazı insanlar seviyordum, yüzlerini unuttum. Her gün aynada görsem de kendi suratımı unuttum. Evim nasıldı, unuttum. Sokağım nasıldı, unuttum. Denizin kokusunu unuttum. Gökyüzü önceden de mi böyledi, unuttum.
Ara ara ufak şeylere öfkeleniyorum burada ama gelmeden önce neye bu kadar öfkeliydim unuttum. Kafamda sürekli sesler vardı, sanırım dillerini unuttum. Geldi geleli hiç kalem almamıştım elime, çünkü nasıl yazılıyordu unuttum. Nasıl yazayım ki, ben hep içimdeki şeyleri yazdım ama burada içimdekileri de unuttum.
Koğuşta 10, bölükte 550, tugayda 10 bine yakın kişiyle yaşamaktan; arkadaşlık neydi, yalnızlık neydi, insan neydi unuttum. Kaygının tadını unuttum. Korkunun rengini, başaramamanın sancısını, dertlerin deryasını… Dinlediğim müzikleri unuttum. Bilgisayardı, internetti, medyaydı hayatımdaki en önemli önemsiz şeyleri unuttum.

Fenerbahçe’yi unuttum mesela. Arada bir sordum ne yaptı ne etti diye ama onun bendeki yerini unuttum. Kadınları unuttum. Zaten hiç tanımamıştım ama nasıl görünürler, nasıl hissettirirler hem hayvanca hem şairce unuttum. Buradaki ördeğe benzeyen kumrulara şaşırmaktan kuşlar nasıl gözüküyordu onu da unuttum. Uzun zamandır sincap görmemiştim burada bir anda görünce ilk önce ne zaman sincap gördüğümü unuttum. Türkiye diye bir ülkedeydim, onun gündeminde boğulmuştum buraya gelince unuttum.
Dağlar nasıl görünürdü unuttum. Hepsi artık buradaki gibi çıplak, uzak ve her an tepesinde içtima alınacak gibi canlanıyor kafamda. Nasıl biri olmalı unuttum. Ben olmayı unuttum. Ben neydi unuttum. Ben artık buradaki gibi çıplak, uzak ve her an tepesinde içtima alınacak gibi canlanıyor kafamda. Az az kitap okuyorum ama kitabı bile böyle okumuyordum sanki. Sanırım okumayı bile unuttum.
Ben böyle uyumazdım, uykumun neye benzediğini unuttum. Terlediğimde böyle kokmazdım, kendi kokumu unuttum. Betonların grisi, kasveti, yalnızlığı, sıcağı hep böyle miydi unuttum. Ha keza burada betonlar bile bir farklı kalabalık, bir farklı ayrık ve yeşil. Hala unutamadığım ufak tefek şeylerin varlığıyla bu satırlardayım. Onları da unuttuğumda belki farklı bir insan olmak yazgısıyla ya da kendini öldürmenin hafifliği ile kutsanacağım.
(Acemi boyunca en çok hayalini kurduğum şey bir küvetin içinde saatlerce yatmaktı. En son ne zaman küvete girdim ondan bile emin değilim ama böyle bir eylemin ağır gerekliliğini hissettim niyeyse. Ortada bir kirlenmişlik duygusu var belli ki. Önemli olan bu hijyenik bir kirlenme mi, psikolojik bir kirlenme mi?)


Bir Cevap Yazın