Bugün en çok yorulduğum gün oldu. Ne spor, ne kavga, ne dövüş, ne iş, ne güç ne de bir başka şey. Beni konuşmak kadar yoran ikinci bir eylem daha yok. Hele bir de konuşmak dediğin şey buradaki gibi papağanlamak, dil dökmek hatta yalan söylemek olunca en yorucu şey oluyor.
Ben neden buradayım? Harbiden kendimi değiştirmek mi istiyorum? Yoksa ceza çekmek mi? Depersonalize olmak mı?

Şimdi herkes bir işin başında ben ise yeni gelen olarak yalnız başına bırakılmış, bu yalnızlığı aylak bir yazınla doldurmak peşindeyim. Kendimin bile okumayacağı şeyler yazmakla meşgulüm. Bu sadece bugüne özel tabi. Yarın onların işleri benim de işim olacak ama aylak bir yazın tutturmak beni hiç bırakmayacak belli ki. Ve bir gün askerliğime dönüp baktığımda diyeceğim ki “ne eli bir iş tutar, ne de askerlikten anlar sadece okunmayacak yazılar yazar”.
Ne sikim yemeye giydiğini bilmediği bir kamuflajın içinde, ne sikim yemeye geldiğini bilmediği bu çölden bozma ülkesinden uzaktaki ülkesinde yalnız başına bir beceriksiz. 150 gün mü ne sayacak, yeniden her şeyi unutmaya başlayacak, yine toz yutup çöp temizleyecek, normalde farkına bile varmayacağı insanlarla yarenlik edecek, azer işitecek, çök kalk yapacak, terleyecek, donacak, sıkılacak, sinirlenecek, üzülecek ve daha nicesini sürekli yapacak. Belki tek farkı biraz daha sert olacak, biraz daha katı olacak ama olacak olan bunlar işte. Lakin bundan korkmak mı gerek yoksa bunu benimsemek mi gerek orasını kestiremiyorum. Ha keza insan korkarsa neyden korkacak, benimserse neyi benimseyecek onu da pek bilmiyorum.
Böyle zamanlarda insanı yaşadığı ana, kendine ve nasıl yaşadığına en sağlam bağlayan şey intihar fikri. “Beni hayatta tutan şey intihar fikrinin ta kendisi” sözünü kim söylemişti hatırlamıyorum ama hayatını almanın özgürlüğü ve mutlaklığı oldukça rahatlatıcı. Şu an o rahatlığı hissetmiyorum. O rahatlığa ihtiyacım da var mı şuan pek zannetmiyorum. Çünkü şu an ben çardağın altında tek başına oturmuş, komutanlar voleybol oynar erler işlerini bitirip onları izlerken dışarı çıkmaya ve içeri girmeye korkuyorum. Küçük bir çocuğun babasından azar işitmesi gibi bir korku var üzerimde. Neyi yanlış yaptığını bilmeden yanlış yapmış olmanın tüm yükünü omuzlayan bir çocuk.
İşte bunları okumayacak olan okur, benim askerliğim tam olarak budur. Otorite ve onun fikirleriyle olan sıkıntılarımdan ibaret askerliğim. Onu mutlu etmek, ondan övgü almak, ondan saygı görmek için çırpınan ama aynı zamanda da onun en küçük tepkisinde tüm dünyası yıkılacak bir çocuk askerliğim. Onu umursamayan, onunla ilgilenmeyen, onu istemeyen ama onsuz da yolunu çizmekte zorlanan bir ergen askerliğim. Onu yıkmak, onu etkisi altına almak, onu tüketmek isteyen ama bir yandan da onda kendi halini gören, onda bir arkadaş bulmak isteyen bir yetişkin askerliğim. Otorite ve ben – askerlik ve ben – babam ve ben. Kendimle alakalı her şey dönüp dolaşıp babama dokunmak zorunda illaki di mi?


Bir Cevap Yazın