İ.M.51 [AŞKTAN KORKAR MISIN]

Çocukken korktuğun şeylerin gerçekleşmesini istemek.

Aşk hayatım daha ilk baştan yanlış başladı. İkinci sınıfta Denizli’ye geldim. Masum ve saf bir çocuktum. Ne aşk, ne kadın, ne erkek, ne de onları sarmalayan diğer duygu dürtü ve fikirlerden haberdardım. Hep memur çocukları ile büyümüştüm, herkesi arkadaşım herkesi eşitim ve insanları tanıdığımı sanıyordum. Ama benden farklı olarak bu küçük ilçede benden küçük çocuklar bile biliyordu; kadınları, erkekleri ve sınıfları. Bunlardan habersiz ben bu yeni ortamda herkesin arkadaşı herkesin eşiti olmaya çalışıyordum. Aldığım tepkileri anlamlandıramamakla birlikte bir şeylerin farklı olduğunu biliyor yine de denemekten, oynamaktan ve eşit görmekten vazgeçmiyordum. Oynadığım kızlardan biri (adı merve miydi cemre miydi hatırlamıyorum) sınıf ağasını sevdiği kızmış. Tahmin edersin ki o zamanlar sınıfların ağalarının dayılarının liderlerinin olduğunu da bilmiyordum.

Bizim kızla oyunlarımız (ki çok net şekilde kıza taş attığımı hatırlıyorum) sınıf liderince aşk bilinmiş sevdiği kızla (ki çok eminim kıza onu sevdiğini bile söylememiştir) arkadaşlığımız günah sayılmış. Serinhisar’daki çocukların ispanyol engizisyonundan haberleri olduğunu sanmıyorum ama kendi engizisyon mahkemelerini kurup beni sınıftan afaroz etmişler. Daha o yaşlarda bu dürtüyü ve refleksleri kendilerinde bulabilmelerine hala şaşırıyorum ama insan biraz böyle bir şey sanırım. Neyse biz konumuza dönelim. Saf ve masum bir çocuk olarak benim bunlardan da haberim yok ki konsept olarak bile anlayabileceğim durumlar değil içinde bulunduğum durumlar. Sınıfta kimsenin yanına oturmadığı kimsenin konuşmadığı kimsenin gözüne bile bakmadığı kişi olmak yıkıcıydı. Bir yıl boyunca birkaç kişi dışında kimse konuşmadı benimle. O senenin son günü okul değiştireceğimi bilen reis’in bundan da kurtuluyorum niye hala canım sıkılıyor deyişi hala aklımdadır. O okulla ilgili aklımda kalan diğer şeyler camız murat, asker çocuğu oğuz, pikachu dediğim üst sınıf çocuk, turnuvada attığım gol ve dragon fable (yazıldığı gibi okuyunuz).

Biraz afarozdan çokça taşınmamızdan dolayı şehirdeki başka bir okula geçtiğimde daha bilgili, daha tecrübeli ve hepsinden öte çok daha öfkeli bir çocuktum artık. Belki daha da kötüsü artık bir çocuk değil içindeki her duygu ve fikri düzensizce yaşayan bir ergendim. Etrafımdaki diğer erkeklerle beraber tacizciydim, ağzım bozuktu, kadınlara düşmandım hatta herkese düşmandım, kavgacıydım kızlarla bile kavga edecek kadar ama aynı zamanda onlardan hoşlamaya ve bu durumdan korkmaya da başlamıştım.

Biri vardı, adı Gamze. Sınıfın tartışmasız en güzel kızı. Tüm oğlanlar ona hasta, o da bunun farkında. Ne kadar arkadaşım varsa hepsiyle sevgili oldu sanırım. Tabi o yaşlarda sevgililiği çok bir şey olarak görmemek lazım. Basit bir ilgi sıfatından ibaret çoğu zaman ama bir sıfat en nihayetinde. Bir tek ben o sıfata erişemedim onunla. Hem onun bu halinden hem benim öfkemden ve tecrübemden konuşmaya duygularımı anlatmaya korktum hep. Peki konuşmayıp ne yaptım. Öfkenin yapmamı buyurduğu şeyi. Arkasından kötü konuştum, küfürler ettim, sevgilileriyle kavga ettim ama onun karşısına geçip bir şey diyemedim. Sonra ne oldu? Büyüdüm. Büyüdükçe olduğum kişinin ne boktan olduğunu anlamaya başladım ve kapandım. Yavaş yavaş. Kendimce öfkemden, sevgimden ve insanlardan sıyrılmaya başladım.

Daha dakika 10 bile değil ben iki sıfır mağlubum. Bu arada aklıma gelmişken başlama düdüğü çalmadan yaşanan şanssızlıklardan da bahsetmek lazım sanırım. Okul yıllarından önce tatlı bir çocuk olduğum için yetişkinler tarafından her kızla sevgili yapılıyordum. Onu seviyorsun, bunla evleniceksin, bunu alacaksın falan derken dalga geçildiğimin inanılmaz farkındaydım. Beni shipledikleri kızlar hiç umrumda değildi. Nasıl olsun ki kız neydi, sevgili neydi bilebilecek durumda değildim. Ama o pişkin pişkin sırıtan çirkin yetişkin yüzlerinin bende nasıl bir duygu uyandırdığını biliyordum. Daha o yaştan böyle bir konuda dalgaya alındığını bilmek maça yanlış kramponlarla gelmek gibi bir şey. Belki o yüzden de korkuyorumdur kadınlardan. Hala her an biri gelip dalga geçecekmiş gibi bir korkunun kökleri içimde sapasağlamdır belki de.

Neyse, lise farklıydı. Ben de farklıydım. Yaptıklarım ve yaşadıklarımın daha farkındaydım ama öfkemden sıyrılıcam diye neredeyse öfkem hariç her şeyden sıyrılmıştım. Sürekli taşınmaktan, sürekli arkadaşlarımla vedalaşamadan ayrılmaktan ve artık ev dediğim yerde huzur bulamamaktan öfkemin yanında artık nefret doluydum. Ama önceden yaptığım yanlışların farkında olmaktan hem öfkemi hem nefretimi yapabildiğim kadar derinde saklamaya çalışıyordum. Ve kendi derinliğine giren her insan gibi içime kapandım. Kadınlardan hiç olmadığı kadar korkuyordum artık. Yanlış şeyi yapmaktan korkuyordum. İçime kapanıp içimde bulduğum şeylerden korkuyordum. Etrafımdaki insanlardan farklı hissettiğim, ben onları anlarken onlar beni anlamadığı için korkuyordum. Kendi eksikliklerimi hiç olmadığı gibi berrak gördüğüm için korkuyordum. Ve belki de en önemli bu kadar çok korkmaktan, nefretten ve öfkeden dolayı inanılmaz yorgundum.

Bu kadar içinde yaşayan biri olarak dışarıdan birilerini sevmek pek olası değildi, ben de platonik bir aşığa dönüştüm. Bir çift göze aşık oluyordum. Biraz kararlı bir kadına hayran oluyor, birazcık cilve ile baştan çıkıyor, küçük yakınlıklardan büyük sevdalara yakalanıyordum. Ama hiçbirini dışarda yaşamıyordum. Tüm duygular o duyguların özneleri ile birlikte içimde yaşayıp bitiyorlardı. Ömürleri de genelde kısa oluyordu. Bir hafta bir ay belki bir yıl, sonra her şey eskisi gibi. O özneler ve duyguları içimde tüketiyordum ki kimseye bir şey göstermeyeyim, hata yapmayayım daha fazla acı çekmeyeyim. Çünkü ne kendime ne de başkalarına güveniyordum. Sular derinleştikçe yukarıdan sızan ışık tuzağa dönüşüyordu.

Bir de işin evdeki çift kısmı var ki orası hepsinden fenaydı. Büyüdükçe onları her şeyden daha berrak görüyordum ve onlar gibi olmamayı, onlar gibi bir çift olmaya her şeyden daha çok istiyordum. Onlar gibi tartışmak, onlar gibi kavga etmek, onlar gibi mutsuz olmak, onlar gibi huzursuz olmak beni her şeyden daha çok korkutur olmuştu. Bu korku platonik ilişkilerin bile sonu demekti. Kime biraz yakınlık veya ilgi duysam tüm ilişkiyi baştan sona kafamda yaşayıp mutsuz olmaktan, ilişkide anneme, babama ya da en kötüsü ikisinin bir karışımına dönmekten ateşimi hemen söndürüyordum kendi ellerimle. Ben annem ve babamın oğluyum. Elbet bir yerde çok kırıcı bir laf edecek, elbette iletişim kurmadığım duygularımın içerden beni yiyip bitirmesine izin verecek, elbet o duygularla ortamı sessiz bir gerginliğe sürükleyecek ya da o duyguları en olmadık yerde patlatıp her şeyi daha çirkin bir hale getirecektim. Karşımdakini fiziksel değil ama ruhsal ve duygusal olarak dünyadaki herkesten daha fazla yalnız bırakacaktım ve bu herkesin yalnız bırakışından daha fazla acıtacaktı. Bir de çocuklarımız olacaktı bu ilişkide. Bu bozuk ilişkinin bozuk çocukları. Onlar bize ne kadar sabredeceklerdi.

Bunların yaşanacağına kesin emin ve böyle olmaktan çok korkan bir gençtim artık. Karşımdaki insanları o kadar çok seviyordum ki onların başına böyle bir şey gelmesinin ihtimalini bile oluşturmuyordum artık. Elif vardı mesela. Sürmeli, siyah gözlü, benim gibi sessiz – sakin, akıllı. Başlarda onu ve kendimi anlamadım. Anlamaya başlayınca da ona hiç yaklaşamadım. Beyza vardı mesela, saf ve akıllı belki biraz da Polyanna’ydı ama ne zaman baksam annemi görüyordum onda ve korkuyordum. Doğa vardı mesela, ne o beni ne de ben onu tanıyordum ama hoşlanıyordum ondan. Biraz da hayrandım işin doğrusu ama ikimizinde dili birbirine batacaktı biliyorum. Bu isimlerden daha az yoğun şekilde hoşlandığım daha tonla kız olmuştur ama sonuç hep korkaklık ve yalnızlık.

Dünden bugüne hala yalnızım ama bu günlerde eskisinden de yalnızım. Ne yanımda ne aklımda bir kadının yüzünü dahi oluşturamıyorum. Kadınlar, ilişkiler, aşklar ve sevgiler uzakta bir diyarın efsaneleri gibi geliyor artık. Hatta yavaş yavaş kendi yüzümü dahi siliyorum aklımdan. Aynada baktığımda gördüğüm şeyi anlamlandıramıyorum çoğu zaman.Çocukken olmasından korktuğum şey artık hayattan tek istediğim şey haline geliyor. Yalnız başıma ölmekten başka hiçbir şeyi hayal edemez oldum.

+

Bir Cevap Yazın

DELüZYONELo sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin