GÖKYÜZÜNDE BİR POŞET [BULUTSUZ GECE]

Ayla dans eden sigara uçları.

Gecenin pür dikkat karanlığında ay tüm ışığıyla yalnızdı. Bu bulutsuz geceye rağmen yıldızlar küsmüştü aya. Karanlık kabul etmemişti ayı kendi evine. “O da meczuptur, yalnız hissetmesin” deyip ellimi cebime attım, bir sigara paketi bulup çıkardım. Paketin kırmızı beyaz renkleriyle bir şeyler hatırlayacak gibi oldum ama hemen kendimi durdurdum. Düşünceleri kafamdan bir el hareketiyle savurup sadece bir sigara çıkarmaya odaklandım. Sarı filtresini ağzıma sokup paketi gömlek cebine koydum. Koyarken bir yandan da çakmağı yokladım, orada yoktu. Sağ cep, sol cep de karavana. Mor döşekli tahta balkon koltuğundan kaltım arka ceplere el attım yine boş. Nerde lan bu diye kendimi ellerken yine gömlek cebinde buldum kaçağı. Yarım ağız sırıtıp bi güzel sövdüm kendime. Bir elimle döşşekten denge alıp geri oturdum. Çakmağı çaktım, sonra bir daha çaktım, bir daha, bir türlü yakamadım. Rüzgardandır deyip ağzıma yakınlaştırdım bir elimle de siper ettim çakmağı. Sonunda yaktım sigarayı ve derin bir duman çektim kendime ödül niyetine. Çakmağı tekrar gömlek cebine attım.

Sigaranın yanışını gösterir bir hareketle “bak artık yalnız değilsin” dedim içimden. Bir duman daha aldım ve tekrar gökyüzüne daldım. Bu zamana kadar insanları hep aynı gökyüzünün altında yaşar sanardım ama yalanmış anladım. Burada gökyüzü bile yabancı geliyor insana. Sanki bir şeyler anlatıyor gece ama lisanı bana yabancı, anlamıyorum onu. Bu kocaman tahta evin, bu kocaman tahta balkonunun, bu tahta korkulukların, bu tahta mobilyaların ve bu rüzgarda sallanan tahta ağaçların lisanı bana yabancı. Ağaçlar da daha tahta olmamaış tahtalardır en nihayetinde değil mi?

Kafamdaki sessiz bulutlar ve elimde yanan parlak yıldızla gökyüzüne bakarken bir sesle irkildim. Kafamdaki bulutlar ve elimdeki yıldızlar; müzik seslerine, insan seslerine, içerideki ışıklara, evin titreşimine velhasılıkelam dünyaya teslim oldular. Döndüm karşımda bir kadın, yüzüne yansıyan ışıklar, gözlerinde merak ve elinde yanmayı bekleyen bir sigarayla bana bakıyor. Belli ki bir soru sormuş cevabımı bekliyordu. Anlamadım dervcesine kafamı kafamı eğdim. Hiç yormayan bir İngilizce ile “do you have a light” diye sordu. Evet dercesine kafamı sallayıp elimi cebime doğru yolladım ama son anda gömlek cebimde olduğunu hatırlayıp yönünü değiştirdim. Çıkarıp uzattım. Sigarayı dudaklarına, çakmağı sigaranın ucuna koyup tek seferde yakmayı başardı. Kıvılcımlar ve ateş yüzünde dans ederken sanki gözleri de yanıyor gibiydi. Teşekkür edip çakmağı uzattı. Aldım sağ cebime koydum. Bir kaç saniye tahta korkuluklara dayandı, şöyle bir etrafa baktı sonra geldi mor döşekli tahta koltuğun diğer ucuna oturdu. Aya dönüp “artık ben de yalnız değilim” dercesine baktım.

Sigaradan bir duman daha alıp düşüncelere daldım. ‘Do you have a light?’ sorusunu düşündüm. Işığın var mı? Aslında bende ışık namına hiçbir şey yok dedim kendi kendime. Light’ı lighter yaptım bu sefer de olmadı çünkü hafif de değilim dedim. Kafamda bir çakmak canlandırıp çakmağa kendi dilimde ateşin var mı diye sordum. Var dedi yandı. Sonra aklıma bir şarkının sözleri geldi. “Ateş var mı?/ Sadece sigaram için. / Samimi birkaç mimik takındım/ karışmak için akıntı/ bir hayli tadımı kaçırdı/ düşünmedim kaçıncı sokak/ niyeyse güven verdi akıp giden asfalt./ Sandığım anımsadığıma zıt bu cadde/ inatla uzanmazdı ışığı yanan evlere/ bir perde ve insan izli kapı eşiklerinden öyle esti geçti/ suretim dediğim bu aksak hergele/ yörüngemle eş zamanlı çemberin/ ne merkezine inandım ne eskaza teğetlere/ tanıktı gözlerim bu koca bir yerküreye ağır geldi yağmur/ hızla kapanan panjur ve pencere/ kısık bir göz kapağına fazla yük tanıklık/ altı üstü insan olamamaya bütün gün mecburum…” diye kafamda şarkı çalarken koltuğun diğer ucundan bir soru geldi “Dua mı ediyorsun?”.

O an anladım ki şarkı kafamı aşmış dudaklarıma çoktan ulaşmıştı. Sesli mi düşünüyordum diye sordum. Sigarasını tekrar ağzına atıp evet dercesine kafa salladı. Senin sorunla aklıma bir şarkı geldi onu söylüyordum içimden dedim. Nasıl bir şarkı diye sorunca elimden geldiğince çevirmeye çalıştım şu sözleri “sırf vakit geçsin diye yaktığım bir sigaranın külleri küllere yakıştı, içimde zaten sakin olan şeyleri yatıştır”. Alayacı bir şekilde “derin” deyip küllerini savurdu. Ben de aynısını yaptım ve küller küllere yakışarak uzaklaştı rüzgarda. Hangi dil diye sordu Türkçe dedim. Dinlemek ister misin diye sordum olur dedi. Telefonu çıkarıp şarkıyı aramaya koyuldum. Bi ara göz ucuyla ona baktım o da biraz önceki ben gibi aya dalmış sanki onunla konuşuyordu, belli ki şarkı sikinde değildi sırf nezaketen kabul etmişti. Yüzümden yine de bir gülümseme geçti, şarkıyı bulup sesi açtım telefonu aramıza koydum.

Bir Cevap Yazın

DELüZYONELo sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin