Bong Joon Ho, 2025, 2h17min
Mickey Barnes… Son kısımda bizi ters köşeleyen şeyler var mı yok mu tam emin olamıyorum nedense. O tüya mı gerçek mi kısmından çok creeperlar blöf yapıyordan sonraki siyah bulutlar beni düşüntürtüyor ama kesin bir kanıya varamıyorum. Azcık araştırdım pek bir şey de bulamadım. Mickey filminde derin bir şeyler çıkartmaya az da olsa bir inanç var ama çok cıvık bir film olduğundan buna pek imkan yok. İyi bir izlenceden ötesi değil kesinlikle.

Pattison iyi oynamış. Ruffalo iyi oynamış ama sunabilecekleri bir şey büyüyebilecekleri bir alan yok bu filmde. Genel bir yüzeysellik hakim diziye. Temalar ne kadar ölüm, yeniden doğum, uzay ve sınıf olsa da hiç derin şekilde ele alınmıyor, ne kadar ucundan alınabilirse o kadar kullanılıyor. Düşünüyorum sadece bir fikri derinlik değil duygusal derinlik de yok. Mickey ile Nasha’nın aşkı mesela inanılmaz duygusuz, çatıdan düşme ve geçmiyor izleyene. Mickey’nin ölümleri ve bu ölmeyişinin farklılığı da ha keza duygusuz, daha doğrusu eğer bir duygu yükü varsa bu hiç geçmiyor. Teknolojik ilerleme duygusuz, elit öfkesi sınıf çatışması duygusuz, aşk üçgenleri duygusuz, klonunla yaşamak duygusuz, her şey duygusuz. Bir tek duygu kırıntısı olan sahne Nasha’nın Mickey’i ölürken kucaklaması o kadar, o da görsel olarak bir duygu geçiriyor sahne olarak geçiriyor ama bütünün içinde hikaye olarak yine sıfır. Mesela ben duygu spektrumunun genişlemesi adına Mickey’nin annesi üzerinden bir şeyleri çok ama çok bekledim, hatta film de buna dari bolca sinyal verdi bana kalırsa ama elde var sıfır. Tüm o kızıl saçlar, kokular, şampuanlar, kırmızı butonlar veeee… Sıfır.

Mickey 17 öyle bir filmki bir yenisi çekilip “Haha, sizi kandırdık, Mickey 17’deki her şey yalandı.” diyebilir ve hiç de yadırganmaz. O seviyede bir cıvıklık ve olmamışlık var filmde. Daha doğrusu olmamıştan çok onu sürekli kılabilecek bir şey yok. Her şeyin bir ucuz roman sığlığında kalışı kendine ihanet olmuş. Şu haliyle izle geç filmi.



Bir Cevap Yazın