[SİNİK KRALLIĞI]

Sinikler imparatorluk kuramazlar ya da…

Her şeyden önce bu yazının nasıl olageldiğini anlatmak istiyorum. Daha doğrusu benim yazdığım tüm şeylerin nasıl gerçekleştiğini yazmak istiyorum. Bir fikir, bir düşünce, bir his içimde peyda olur (hepimizin içinde peyda olur) bu şey bir ışık gibidir ya da bir ağırlık gibidir ve üzerine düşünmeye devam ettikçe onun etrafına başka şeyleri de toplamaya başlar. Yazdıkça bu madde daha da gelişir etrafına yük alır ve yazı bittiğinde de küçük veya büyük bir gezegen gibi buralarda, defterlerde, aklımda gezinmeye başlar. Bir güneş sistemidir yazılarım ya da bir galaksi. İyi-kötü denecek bir şey değildir. Nasıl gezegenlerin iyisi kötüsü olmazsa bu da öyle bir şey. Daha hoş ve daha çirkin gezegenler olabilir ama bunlar pek tabi özneldir. Neyse bu yazıdan bahsediyordum. Bu yazı altını çizdiğim bir alıntıdan gelmektedir. “İşte bu yüzden sinikler imparatorluklar kurmazlar, ve bu yüzden hayali bir düzen ancak nüfusun büyük bir kısmı (ve özellikle de seçkinlerin ve güvenlik güçlerinin) gerçekten inanıyorsa sağlanabilir” alıntısından gelen bu yazı Sinik bir imparatorluk ya da krallık fikrinin etrafına toplayabildiğim türlü türlü şeylerden gelişecektir. Tam olarak nasıl bir yazı olacağından ben de sizler kadar bilgisizim ama pek başarılı bir iş olmayacak gibi hissediyorum.

Yazının orijinini yazdığımıza göre bir uyarıda daha bulunmak gerek sanırım. Ben bir kaynak, bir bilgirendirici ve türevleri olmaya yetkin biri değilim. Bu yazıda bolca alıntı yapacağım ama benim bunların ne kadar anladığım her zaman tartışmaya açık olacaktır. Felsefeden çok anlamam. Sinikleri bu yazı için yaptığım araştırmalarla anlamaya başladım ve Sinik Krallık nasıl olabilir hiçbir fikrim yok. Bu da aradan çıktığına göre başlıyorum.

Sinikler, en hafif tabirle garip adamlar. En garipleri de Diyojen ama ona daha var. Genelde kurucusu olarak Antisthenes sayılıyo. O da vaktinde sofist Gregorias diye biriyle Sokrates’in öğrencisiymiş. (1) Başlarda her felsefeci gibi derin derin ve etraflı düşünen bir adamdan, yaşlandıkça sadeleşen ve bu sadeliği öven bir adama dönüşmüş. Toplumun, toplumsallığın, medeniyetin ve onun değerlerinin doğadan uzak, yozlaştırıcı ve oldukça yorucu olduğunun düşünen sinikler genel olarak bunlara karşı pasif agresif bir savaş bellemiş kişilerdir. Bunlara kinik demişler çünkü köpek gibi yaşarlarmış. Köpek gibi anlamına gelen ‘kynikos’ sıfatından gelmiş ya da bir diğer rivayete göre eğitim gördükleri yerin adından türemiştir bu kinik ismi. Köpekler doğaldır ve değerleri yoktur. Kinikler de doğaldır ve değerleri yoktur hatta kiniklik, ahlaki veya politik tüm değerlerin anlamsızlığının farkında olup da bunlarla neşeyle dalga geçmek ve her türlü totaliter yapıyı ironi ve alay ile ayaklar altına almak demektir. (2)

Bir kinik olmasa da Epiktetos’un dediği “bana bakın, evim yok, vatanım yok, servetim yok, hizmetçilerim yok. yerde uyurum. ne karım, ne çocuklarım, ne kafamı sokacak bir barınağım var. sadece toprak, gökyüzü ve bir de eski bir harmani. ee, neyden mahrumum ki ben? keder, korku işliyor mu bana? özgür değil miyim şimdi ben?” yerden çok uzak değildir kiniklik. Sadece burada bahsedilen eşyadan, değerlerden, sistemlerden ve insanlardan ayrı olarak köpekler gibi özgür olunan noktaya kinikler bir de köpekler gibi ısırmayı ve rahatsız etmeyi eklemiştir. (Epiktetos stoacı sanırım, Stoacılar da kiniklerden sonra gelip onlardan üç beş bir şey almışlardır.)

Gelelim kiniklerin rockstar’ı Diyojen’e. Kendisi aslen Sinop’lu. Fındık işleri ile ne kadar uğraşmıştır bilmem ama babası bir kalpazanmış. E onun kalpazanlığı yakalanınca kendileri Atina’ya göç etmek zorunda kalmış. Zannımca hem bu kalpazanlık muhabbetinden hem de Atina gibi büyük bir merkeze gelip burada fakirlik çekmekten olsa gerek kendisinin para ile ilgili büyük sorunları var. “Fakirlik insanı felsefeye iter. Hiçbir şey sahibi olmayan insan nefsini köreltmeyi öğrenir.” (3) demiştir kendisi en basitinden. Kendisinin ünü kinik felsefeyi tüm hayatına yedirebilmiş olmasında yatar. Çok bilindiği gibi bir fıçıda yatar, sokak ortasında 31 çeker, gündüz vakti elinde fenerle dürüst bir adam arar, Platon’a tüysüz tavuk verip al insan der, İskender’e güneşimden siktir git falan der. Hep o bildiğiniz hikayeler. O yukarıda bahsettiğim ısırmayı da yine en iyi bu köpek yapar. Öğrencilerine hırlamayı öğütler, somurtmayı öğütler velhasılıkelam vahşi olmayı öğütler ama en çok utanmamayı öğütler.(3) Sonuçta utanç toplumsal değerlere dayalı bir duygudur. Bir hayvan ne çıplak olduğu için utanır ne sokak ortasına sıçtığı için, e insan da kendi doğasına dürüst bir hayvan olacaksa önce utancını yenecektir başka çare yok.

Bundan sonra gelen bir diğer starboy da Thebes’li Crates. Onu starlaştıran şeyse çok zengin ve saygın birinden kendi isteğiyle sokaklarda köpek gibi yaşayan birine dönüşmesi aslında. Hatta bunu tek başına da değil karısı Hipparchia ile yapar. Onlarda sokakta sevişir işer sıçar ve yaşarlar. Ayrıca kendisi yani Crates Zeno’nun yani Stoikliğin kurucusunun da hocasıdır. (4)

Bence bu üç isimde de görülen bir eğri var. Antisthenes çok akıllı bir adam, derin ve geniş düşünceleri olan bir adam ama günün sonundan sade fikirlere yönelip Sinik felsefeyi kuruyor ya da buluyor. Diyojen yine çok akıllı ve bir kalpazanın oğlu olarak tahminen oldukça zengin ve saygı gördüğü bir hayatı var, taki yakalanana kadar. Sonra bir suçlunun ve sürgünün oğlu olarak hem fakir hem de utandırılmış bir adam, saonrasında ise bunlardan arınmış bir köpek. Crates de yine çok akıllı bir adam, bunun yanında da oldukça zengin ve saygın. Peki o napıyor tüm bunlardan sıyrılıp o da bir köpeğin sade ve vahşi yaşamına çeviriyor kendini. Yani demem o ki sinik krallığımız akıllı, zengin ve saygın bir başlangıç noktasından gelmeli ve sadece aklı kalana kadar her şeyini kaybetmeli ya da bırakmalı. Bir sadeleşme eğrisi krallığımızın ilk özelliği olmalı.

İkinci özellik için güzel bir örneğim var ama başka bir akımdan Melamilik akımından. “Melâmet, kınanma, kötülenme, ayıplanma anlamlarına gelmektedir. Melâmî ise kınanan, kötülenen ve ayıplanandır (Hargûşî, 1990, 21; Bolat, 2003, 10: Azamat, 2004,24) Onların kendilerini Melâmî olarak adlandırılmalarından ziyade başkaları onları bu adla andıkları için bununla bilinmişlerdir. Onlar için ise “kınayanların kınamalarından korkmazlar.” Ayetini kendilerine kılavuz ettikleri ifade edilmektedir (el-Mâide 5/54)” (5) Melamilik kısaca bu örneğimiz ise bir melami olan Bâyezîd-i Bistâmî’nin başından geçen bir olay. Kendisi nereli neci bilmiyorum ama bir gün Hicaz’a gider. Oraya gelmeden önce halk bir İslam alimi geliyor diye girişte toplanır onu selamlamak için. Bayezid gelir bakar çok saygı ve çoşku görüyor halktan Ramazan ayının ortasından güneşin altında bir ekmek çıkarıp kendisini selamlayanların karşısında yer. (5) Bu inanılmaz komik örnek oldukça kinik bir hareket olduğundan krallığımızın ikinic özelliğine götürecek bizi. O da ısırmak. Diyojen “köpekler düşmanını ısırır ben ise dostlarımı ısırırım ki onları kurtarabileyim” der. (6) Kinik krallık hem halkı hem toplumu hem kendini sürekli ısırmak, değerleri sorgulatmak ve genel bir tatsızlık yaratmak zorunda. Şaşırtıcı ve şoke edici olmak, sorgulatmak bu krallığın bir diğer gücü.

Kinikler için değerli olan bir diğer şey ise egzersiz. Bu egzersiz hem akıl hem de vücut için geçerli bir egzersiz. Kinikler için dayanıklı olmak her şeydir. İnsan utanmaya dayanıklı bir zihne sahip olduğu gibi zorluklara dayanacak, doğada hayatta kalmasına yardımcı olacak fiziksel dayanıklığa da sahip olmka zorundaydı. Diyojen aslında Atamızdan duyduğumuz “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” lafının benzerini çok daha öncelerden söyleyen bir düşünür. Bu egzersize ek olarak Kinikler Heracles’i de pek severdi. Elinde sopasıyla türlü zorluklara girişen güçlü kuvvetli Herakles özellikle dayanıklılık konusunda Kiniklerin idolüydü. Biraz bundan da sebep Kinikler üstlerinde bir parça bez kıyafet ve ellerinde bir sopa ile gezmeyi pek severlerdi. Bu sopanın bir diğer anlamıda o dönem şehirlerde artık silah taşımak oldukça azalmışken ellerinde sürekli savaşa hazır gibi görünen bir sopayla gezmek yine toplumsal bir değere karşı yapılan bir hareketti. (7) Buradan hareketle Kinik krallığımız her zaman savaşa hazır, dayanıklı, güçlü ve kuvvetli olmak durumunda. Sanırım bunu güçlü ve hazır bir orduya sahip olmalı şeklinde basitleştirebiliriz.

Krallığımız bir diğer özelliği aslında Kiniklerin göz ardı edilen ilerici görüşlerinden biri olan kozmopolitlik. Diyojen’e nerelisin diye sorduklarında dünya vatandaşıyım demiştir.(7) Belki o dönem bir haytalık adına söylediği söz kiniklerin felsefesine oldukça yatkındır. Herhangibir toplumsal değeri benimsemediğiniz de sınırlarda buna dahildir. Hayvanlar birbirlerinin alanlarına girmemeye özen gösterirler fakat bu dünyanın tümünün onların alana olmadığını göstermez. Yani krallığımız kozmopolit, herkese açık ve aynı zamanda diğerlerinin sınırlarını da pek önemsemeyen bir şekilde olmalıdır. Kim bilir bu krallık belki de diğer krallıkların içinde yaşayacak ve tüm dünyaya yayılmış sınırsız bir krallık olmalıdır.

Bu üç kinik kadar bilindik olmasa da, araştırırken bulduğum Cercidas benim en sevdiğim kiniklerden oldu. Kendisini diğer kiniklerden farklı yapan şey bir bir yargıç oluşu. Diğer kinikler kadar zenginlikten ve zenginlerden nefret eden Cercidas belki de kiniklerden beklenmeyecek bir şeye daha sahipti. Adalet. Zenginliğini adaleti bükmek için kullanan, kötülüklerini para ile örten ve para ile her şeyi yapabileceğini düşünen insanlara büyük bir nefret besleyen Cercidas adalete inandığı kadar intikama da inanıyordu ve intikam tanrısı Nemesis’i zenginliğe ve zenginlere karşı savaşa davet ediyordu. (8) Yine buradan hareketle adaleti ve eşitliği kendi temeline oturtmuş belki ne kadar paraya değer vermese de onu bir eşitlik aracına dönüştürmüş bir krallık hayal edebiliriz. Bunun yanında zaten güçlü bir orduya sahip krallığımız gücünü adalet ve intikam almaya dayalı kullanmaya yatkın olabilir bu gücünü. Diğer zengin ülkeler ve adaletli olmayanlar korkmaya başlasa iyi olur.

Değerleri, normları, parası, utanması ve hatta kurumları reddeden bu krallık. Zengin bir noktadan sade bir köpeğe gerileyen bu krallık. Şaşırtıcı komik ve sınırları zorlayarak gerçeği göstermeye çalışan bu krallık. Sürekli kendi gücü ve dayanıklılığına bağımlı bu sebeplede daima hazır yaşayan bu krallık. Kozmopolit ve eşit, adil ve intikamcı bu krallık nasıl bu krallık nasıl bir krallık olurdu?

Bir Cevap Yazın

DELüZYONELo sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin