Ekranlar, ekranlar, ekranlar… Hayatım bir kaç ekran etrafında dönmekten ibaret. Telefon ekranı, bilgisayar ekranı, tablet ekranı, televizyon ekranı. Bu ekranlara çok mu değer vermeli yoksa bu ekranları şeytanlaştırmalı mı hiç bilmiyorum. Hayatımda ekranın olmadığı bir dönem pek hatırlamıyorum. Çocukluktan bu güne her zaman bir ekranın varlığıyla yaşadım. Bebekken teletabi kasetleri ile başlayan ekranla ilişkim televizyon yayınları, atariler, küçük el oyunları, bilgisayar, telefon ve uzayan giden ağımız hala devam ediyor. Sanırım ekranlara en uzak olduğum dönem askerliğimdi. Askerlikte de ekranlar vardı tabi, televizyon da vardı konsollarda vardı kaçak göçek telefonlarda. Oturup maç da izledim, oyun da oynadım, izinlerde telefona da baktım bilgisayara da ama hiç dışarda yakaladığım hissi yakalayamadım. Akılsız bir telefonun saat, arama ve müzik çalma özelliklerinden başka bir şeye ihtiyacım yoktu. Televizyon yorucu günün ardından uyumaktan daha cazip değildi asla. Oyun oynamak beni içine almıyordu, rahatlatıcı değil rekatbetçi hissettiriyordu. Telefon zaten yoktu dışarda da sadece harita olarak işime yarıyordu. Yani pek ekran yoktu en azından aklımda bir yer kaplamıyordu.

Kitap vardı, defter vardı, harita falan vardı, oturmak yatmak düşmek kalkmak çömelmek sürünmek vardı, biraz sohbet vardı, biraz kavga vardı, bir tane sikko açı aleti vardı ama ekran yoktu aklımda. Tamam ekran hayal ettiğim, çıkınca şunu ayrı bunu ayrı dediğim anlar vardı ama bir yer kaplamadan vardı bunlar, sanki geçici bir koku gibi. Bu aslında insanın taban haliydi onu anladım. Ekranlardan uzak olmak ekran ve onun getirdiği her şeyi aklında önemsiz ve değersiz yapıyordu. Bunu askerlik sonrasına da taşımaya çalıştım fakat pek beceremediğimi görüyorum. Nasıl becereyim ki? Hayatında hiçbir değere sahip olmayan biri olarak kendini ekranlara satmaktan başka neye sahibim ki ben? İşsizim ama paraya bir ihtiyaç hissetmiyorum. Meşgulüm ama bir getirisi bir anlamı yok. Yaşıyorum ama niye yaşadığımı ben dahi bilmiyorum. Böyle olunca insan bir şeyleri yapmıyor onları sadece düşünüyor. Mesela ekranları tümden kesmeyi düşündüm ama yok olmadı. Azaltayım dedim yok o da eksik geldi bana. Alışmışım bir kere bir amacım olmadığında bir şeyler izlemeye, oynamaya ve bunu sadece atıl bir eylem olarak yapmaya sanki bir uyuşturucuymuşçasına.
Uyuşturucu diyerek ekranları kötülediğimi, hatta bu yazıdan ekranların büyük kötüler olduğu çıkmasın kesinlikle. Bugün biraz bile akıllıysam, biraz bile empati yeteneğim varsa, kültürlü, dil bilen, insanları anlayan ve yazmaya biraz bile yatkınsam bunun en önemli belki de tek sebebi ekranlar. Beni büyüten şey ekranlar. Beni medeni yapan şey ekranlar. Beni modern yapan şey ekranlar. Ve ben akıllı olmaya, modern olmaya, kültürlü olmaya hala aç hissediyorum kendimi. Askerde akılsız olmak önemliydi ama dışarda… aslında dışarda da en makbulu bu sanırım ama ben akıllı olduğum sanrısına bir kere kendimi kaptırmışım artık. Bundan arınırsam nasıl kendimi açıklayacağım nasıl kendimi adlandıracağım ki? Bunu bırakamam. Aslında kendimi akıllı görmüyorum. Doğru kullanım daha kültürlü olmak olabilir ama kendimi kültürlü de göremiyorum. En doğrusu ben kendimi pek göremiyorum. Ama ekranlar olmasaydı bu iki sıfatı yanıma dahi yaklaştıramazdım onu biliyorum. Ekranlar olmasaydı bugün ne kitap okuyor olurdum ne de yazı yazıyor olurdum. Ekranlar insanı olması gerekenden çok daha fazla mutsuz, atıl ve sağlıksız yapıyor. Gözleri bozuyor, ilişkileri bozuyor, değerleri bozuyor ama ben örneğinde gördüğünüz gibi insanları da bozuyor. Eğer ekranlar tarafından bozulmasaydım, herhangi bir taşranın herhangi bir genci olurdum. Motorlar, komşu kızları, arabalar ve daha gibi gibi şeylerimi de bozmuş olduğunu düşünmekteyim.
Bir denge yakalamak istiyorum ama benim aklım hep absolutist seçimlere yöneliyor. Bir gün ekranlarla da anlaşabilmek üzere.


Bir Cevap Yazın