by 2K Marin – Blind Squirel, 2010-2016, 20.06.2026
Vallahi çok güzel oyundu. İlk oyundan ayrıldığı çok bir nokta yok hatta oynanış olarak neredeyse aynı oyun ama hikayeyi işlemeyi bu sefer başarıyor ve oynayanı içine çekebiliyor. Oynadıkça daha da içinde bulduğun hikaye en sonunda doruk noktasına ulaşıyor ve bitiyor. Başlarda yine karakterlere, hikayeye, ortama ve oynanışa ısınamadan başlamıştım.

İlk oyunda yaşadığım bu durumun ilk oyun diye çok göz ardı etmiştim ama o kadar saat oynadığım serinin birbirine bu kadar ikinci oyununda da aynı durumu yaşamak şaşırtıcı oldu. Bunun Rapture ve hikaye anlatım tarzıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Rapture soğuk bir yer. İnsanı içine alabilen bir yer değil, eğer ona uygun bir kafa yapısında değilsen sana kesinlikle uygun bir yer değil. Oyunun alanında bile bu kadar itici bir yer haliyle oynayanı da mesafeli bırakıyor. Bu ortamın içinde yoğrulan karakterler de haliyle soğuk ve uzak geliyor. Genelde bu durumdan en çok darbe yiyen ise ana karakter oluyor. Bu soğuk ortam ve onun ruhsuzluğu oynayanı iyice soğutuyor olaylardan. Hikaye ilerledikçe hem Rapture hem ana karakter biraz biraz his kazanıyor ama ne kadar yeterli tartışılır. Tabi bu salt kötü bir şey olarak algılanmamalı. Rapture itici karakterler soğuk ve hikaye uzak kalıyor ama buranın kimliği bu. Rapture böyle bir yer olarak tasarlanmış ve böyle bir yer.
Hikayeyi işlemeyi bu sefer başarmasındaki sebep ilk oyunda o hiç gitmeyen soğukluk ve duvarların bu sefer aşılabiliyor olması. Ve bunu tek bir karakter ile yapıyor. Elanor çok basit bir şekilde sadece varlığı ile her şeye ruh, anlam ve duygu katıyor. Onun sayesinde ruhsuz bir ölüm makinesi, evladı için savaşan bir babaya dönüşüyor. Lamb bir distopya diktatöründen kör bir anneye evriliyor. Rapture soğuk ve vahşi bir distopyayken aşılması gerekn bir engel ve hatta bir ütopya sancısı oluveriyor. Diğer karakterlerin amaçları ve çıkarları Elanor sayesinde daha anlamlı oluyor ve onun yüzünden hikayede bir yere sahip olabiliyor. Elanor’un sözleri oyunu devam ettiriyor, hediyeleri mutlu ediyor ve ulaşılabilecek bir son nokta olarak tüm bu kavgaya bir anlam katıyor. Onu ilk gördüğünde korumak istiyorsun, onun seni koruduğunu gördüğünde gururlanıyorsun ve tüm bunlar yaşanırken o soğukluk eriyor, duvarlar yıkılıyor.
Genel Rapture’ın hikayesini ilginç buluyorum ama bir türlü sevemiyorum çünkü seri boyunca iyi anlatıldığını düşünmüyorum hiç. Ama Elenor’un hikayesi hiç derin olmadan, hiç geniş olmadan Rapture’ın tüm o kocaman hikayesinden daha parlak ve daha anlamlı duruyor. Mesela ilk oyunda da öldür öldürme gibi, farklı sonlar gibi şeyler vardı ama çok da bir anlamı yoktu. İşin içine Elenor girince bir anlamı olmuş burada. İşin içinde kızına güneşi göstermek, merhameti öğretmek ve onu korumak olunca her şey daha oynanılası.

İşin Elenor’lu kısmı böyle ama oyun kısmı fecaat. İlk oyunda bu oyuna değişen bir şey yok. Hack harici o kadar gözle görünür bir değişiklik yok hiçbir mekanikte. Hatta bir değişim varsa o geriye doğru çünkü bu oyunda bir boss dövüşü bile yok. Kısa süreli bir little sister olmak harici yeni sayılacak hiçbir şeyi yok. Farklı görünen aynı düşmanlar, aynı silahlar, aynı yollar falan derken aynı şeyi oynadığın hissi çok hakim. Bu hissi bozan en etkili şey ise bu oyunun bozuk oluşu. Evet dümdüz bozuk oluşu. Ben remasterların bozuk olmasına tahammül edemiyorum. Ya zaten çok da geçmişte olmayan bir oyunu Remaster etmek ne kadar ucuz bir yaklaşımsa onu bozmak daha da büyük bir rezillik. Öyle nadir olan, sadece bende olan bir sorun da değil ki internette her yerde gördüm bu problemi. Aksiyon ne zaman civcivlense oyun tak diye kapanıyor. Save almadıysan vay haline her şeyi bir daha yap. Allah’tan bu büyük kayıp bir kere başıma geldi ondan sonrasında sürekli saveler ile bu çökmelerden en az yarayı aldım ama oyunun nasıl bozuk olduğunun da bir nişanesi olarka aklımda kaldı. Ne zaman save alacağını bilmek bu oyunun en önemli mekaniği oldu benim için. Hele bir de ana oyunda böyle bir şey yokken bunu başardılarsa gerçekten ellerine sağlık.
Bioshock katı bir seri. Oynanışı ile katı, hikayesi ve temalarıyla katı, karakterleri ve tercihleri ile katı, havası ve ruhu ile, sektörde ve kültürde kapladığı yer ile katı bir oyun. Bu katılık sonradan kazanılmış bir şey de değil. Sanki hep böylemiş havası onun DNA’sında. Kendi katılığını bu kadar kimlik edinen başka bir oyun ben hatırlamıyorum. Ve kimlikli olmak, özgün olmak her zaman iyidir. Ama bu oyun bu salt katı kimliği ile bence salt katı olmaktaki eksiklikleri de çok iyi gösteriyor. Ne kadar katı ve sert bir kimliğin dahi olsa o ana arterinin yanına ufak da olsa bir yumuşaklık ya da saltlığından farklı bir şey koymak zorundasın. Rapture kafa olarak çok absolutist bir yer. İlk oyun buna özgür irade ile girerek onu daha da absolutist ve katı bir hale sokmuştu. İkinci oyun bu absolutisme merhamet gibi sevgi gibi evlat gibi yumuşak bir arter açarak hem tadını hem de yapısını patlatıyor oyunun. Bir de bu yan arteri oynanış konusunda açabilmiş ve onu yumuatabilmiş olsaydı yapılmış en iyi oyunlardan biri olarka görebilirdim onu ama bu haliyle iyi denemelerden biri olarak kalıyor. İlk oyunun önünde olup olmadığı bile muamma benim için çünkü ne kadar o yan arteri eklese de ilk oyunda böyle çökmeler yoktu.

[Minerva’s Den’i oynarken çökmelerden sıkılıp bıraktım ve youtube’dan izledim.]
6ÇİZİLİ
+ Bu serinin başlarındaki o oynanış iticiliği ve rahatsızlığı.
+ Bu boktan aksiyon içi oyun çökmeleri beni aşırı soğuttu. Bi daha böyle büyük bir zaman kaybettirirse oyunu bırakırım.
+ Kamera geldi yine.
+ Tuşlar garip biraz.
+ Ve oyun o başlardaki iticiliğini attı. Bu konuda ilk oyundan daha hızlı ve başarılı.


Bir Cevap Yazın